http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Anayasa’ya Darbe ve “Milli Yargı”

Türkiye’de gündem vatandaşının şöyle birkaç gün zihnini ve duygularını dinlendirmesine asla izin vermez. İki hafta önce Saray iktidarının Cumhuriyet’in yüzüncü yılı kutlamalarını açıktan geçiştirme ve sulandırma çabalarını konuşuyorduk. Geçen hafta sonu ise CHP’de Kılıçdaroğlu’nun pek de beklenilmeyen tarzda gidişini, Özgür Özel’in Genel Başkanlığa gelişinin tabanda yarattığı heyecanı ve tazelenen umutları konuştuk. Bu haftaya girdiğimizde ise Yargıtay 3. Ceza Dairesinin “Anayasa’ya darbe” diye anılan hukuk dışı Can Atalay kararı ile sarsıldık.

Gezi Parkı davasından 18 yıl hapis cezası alarak Nisan 2022’de tutuklanan Avukat Can Atalay dosyasını AYM 25 Ekim’de karara bağladı.  “Seçme ve seçilme hakkı” ve “kişi güvenliği ve hürriyeti hakkı” yönlerinden hak ihlali olduğuna ilişkin kararını verdi. Bu karar yargılamanın yapıldığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bu Mahkeme dosya hakkında karar için topu Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne attı. 3. Daire de aldığı 27 sayfalık kararla son bombayı patlattı;

  1. AYM’nin anılan kararına UYULMAMASINA,
  2. Can Atalay’ın (geciken) milletvekilliğinin düşürülmesi için kararın bir örneğinin TBMM Başkanlığı’na GÖNDERİLMESİNE,
  3. Hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda BULUNULMASINA; karar verdi.

Yargıtay Anayasa 153’ü Nasıl Yok Sayabildi?

Anayasa’nın 153.maddesi; “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. Kararlar Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” diyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu kararıyla açıktan anayasayı tanımadığını deklare etmekle kalmadı, AYM’ye ve TBBM’ye had bildirdi! Daha da ileri giderek ihlal kararı veren dokuz AYM hâkiminin (nasıl olacaksa) yargılanmasını istedi.

Son gelişmeler bu kararın son anda alınmadığı, krizin Saray kaynaklı olduğu görüşlerini destekler nitelikteydi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bu kararı veren heyetin özel seçildiği anlaşılıyor. 18 üyesi olan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin Başkanı (iddialara göre) milliyetçi kanada yakın üç üye ile yargıdaki ‘İstanbul grubu’na yakın bir üyeyi görevlendirdi ve beş imzalı bu karar çıkartıldı.

Saray Hukukçuları Yargıtay Kararının Arkasında

AKP kanadı bu karar karşısında ikiye bölündü. Karara ilişkin mesafeli ve eleştirel duruşlar yanında doğrudan destek açıklamaları da geldi. Yargıtay’ı “Milli Yargı” diye niteleyerek kararın tam yanında yer alan Saray’ın “baş hukukçusu” Mehmet Uçum, kararın oluşumunda etken rol aldığı izlenimi verdi.

Uçum; “Ne yazık ki AYM’nin bu konuda verdiği kararlar tam bir yargısal aktivizm örneğidir. Yargıtay’ın AYM ihlal kararına uymama kararı gerekçeleriyle doğrudur. Suç duyurusu meselesinde ise cesareti tartışılmaz. Yargıtay’ın kararı ayrıca turnusoldur, kim Milli Yargıdan yana kim değil belli olur. Türkiye, Milli Yargısını batıcı ve neo liberal yargı anlayışlarına karşı sonuna kadar savunacaktır, kimsenin bundan şüphesi olmasın” dedi. Evrensel, demokratik ve bağımsız yargıyı “batıcı ve neo-liberal” diye dışladı.

Hukuk literatüründe çok kullanılmayan “yargısal aktivizm” kavramının hem Yargıtay’ın anılan kararında hem de Mehmet Uçum’un yorumlarında kullanılması dikkat çekiciydi. Uçum’un tutumu ve üslubu, bu karar metninin Saray’da kaleme alındığı iddialarına haklılık kazandırır nitelikteydi.

Mehmet Uçum’un Yargıtay kararının arkasında dururken dayandığı “Milli Yargı” kavramı ile neyi kast ettiği tam anlaşılmadan yapılacak tüm yorumlar eksik kalacaktır. Küçük bir araştırma sonucunda Uçum’un bu konuyu 2021’de kişisel web sitesinde yayımladığı bir makalede ele aldığını gördüm.

Mehmet Uçum’un ‘Milli Yargı’sı Siyasal İradeye Bağlı

Tüm kurum ve kavramların içini boşaltıp, bunların başına “milli” kavramını ekleyerek kendi siyasal iktidarlarının menfaatine göre yeniden tanımlamaya çalışan AKP iktidarı, Yargı’nın da “Milli”sini icat ediyor!

Saray’ın hukuk baş danışmanının “hukuk ve bağımsız yargı” konularında, herkesin anladığı evrensel kriterlerden oldukça uzakta olduğu çok açık. Makalesinde ele aldığı “milli Yargı” kavramından, tümüyle siyasal iktidar kontrolünde bir yargı sistemini kast ettiği açıkça görülüyor.

Uçum; “Yargının idaresi halkın iradesine bağlı olmalıdır. Bunun için yargı idaresi yapısının halk tarafından seçilmiş (siyasal) iradelerce belirlenmesi gerekiyor. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kurumsal değil işlevseldir” diyor. Bu bağlamda; yargının kurumsal yönden siyasal iradeye doğrudan bağlı olmasını “halk iradesi” gerekçesiyle savunuyor. Nitekim iktidar bu arzusunu önemli ölçüde yerine getirmiş durumda. AYM’nin zaman zaman çıkardığı (Can Atalay kararı gibi) “pürüzleri” de, “Yeni Sivil Anayasa” ile giderme projelerini bu vesile ile hızlandırdılar.

“Milli Yargı” Kavramı Yeni değil

Bu “milli yargı” kavramı ilk kez ne zaman ortaya atılmış, buna da biraz açıklık getirmek isterim. Kamu Hukuku uzmanı Dr. Berke Özenç’in bianet.org’da yayımlanmış bir makalesinden bazı alıntılarla bu konuyu açmaya çalışacağım.

“Milli Yargı” yaklaşımı ilk olarak 1930’lar ve sonrasındaki Alman Weimar Cumhuriyeti’nde başvurulan bir yaklaşımdı. Dönemin Alman Yargısı hem rejimin inşa sürecinde hem de siyasal iktidarın bekasının korunmasında kritik bir rol üstlendi. Nazi rejiminin inşasına zemin hazırlayan temel dayanak kanunlar değil, yargıçlardı. Hukuk devletinin kurumsallık ve öngörülebilirlik idealinin yerini, Hitler’in ‘irade’sinin belirleyici olduğu kişisel ve keyfi bir düzen almıştı. “Millilik” (Nationalismus) kavramı ise, hukukun yorumunun sınırını ve hedefini belirleyen, Hitler’in ve Parti’nin sıklıkla tekrarladığı en önemli kriterdi.

Almanya’da 1936’da ceza kanununda yapılan bir değişiklikle “sağlıklı milli şuur” uyarınca (aslında yasalarda olmayan ama) cezalandırılmayı hak eden eylemlerin de cezalandırılacağı kabul edildi. Böylece ceza hukukunun temel ilkesi olan kıyas yasağı yok edildi, mahkemelerce yeni suçlar üretilir oldu. Yargıçlar mevzuatı bir kenara koyarak (‘milli değerleri korumak’ adına), “millilik” kriterlerine uygun kararlar verdiler. Ülkeyi ve dünyayı yıkıma sürükleyen bu anlayışın çok acı sonuçlarını tüm dünya gördü ve yaşadı.

Erdoğan Tavrını Yargıtay Kararı Yanında Koydu

Anayasa Mahkemesinin kararına karşı Yargıtay’ın ‘Sen yüksek mahkemeysen ben de yüksek mahkemeyim dedi’ şeklindeki yaklaşımı ile Erdoğan (tam da beklendiği gibi) Yargıtay’ın yanında durduğunu deklare etti. Kontrollü yaratıldığı iddia edilen bu krizi Erdoğan, yeni anayasa çabalarına haklılık gerekçesi üretmek amaçlı derhal kullanmaya başladı.

Üyesi olduğumuz Avrupa Komisyonu ve onun yargı kurumu olan AİHM ile halen dahil olduğumuz batı tipi demokratik hukuk sitemi kuvvetler ayrılığı esasına bağlıdır. Bu sistem, antik Yunan’dan beri bilinen; yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden bağımsız olmaları temeli üzerine kuruludur.

Yargı bağımsızlığı; yargıçların [yasama ve yürütme organlarına bağlı olmadan] Anayasaya ve hukuka uygun olarak, vicdani kanılarına göre hüküm verebilmelerinin güvencesidir. Dolayısı ile yargı idareye bağlı değildir ve bağımsız yargının millisi, gayrı millisi olmaz.

“Parası Neyse Veririz, Hak İhlallerine Devam Ederiz”

İktidar ittifakının Anayasayı değiştirme çoğunluğu olmadığı için ilk etapta AYM’nin yetkilerini kısıtlayan, bireysel başvuruları daraltan yasa değiştirme yoluna gidecekleri anlaşılıyor. AYM’nin (AİHM’de olduğu gibi) sadece hak ihlali ve tazminat ödenmesi ile sınırlı karar verebilmesini düzenleyen yasal değişiklik hazırlığında olduklarını öğrendik. Yani iktidar; “parası neyse veririz, hak ihlallerine devam ederiz” diyor.

Yargıtay 3. Dairesinin bu sıra dışı kararının sonuçlarını henüz tam görmedik. Ancak gelişmeler, bu kararın planlanmış bir sürecin sonucu olduğu iddialarını destekliyor. Bu absürt karardaki hükümlerin yerine getirilememesi durumunda, kararı imzalayanların “anayasal suç” iddiasıyla yargılanma risklerinin olduğu da biliniyor. Öyleyse, (Mehmet Uçum’un da takdir ettiği) bu cesareti nereden almış olabilirler dersiniz?

Kriz sürecini başlatan kararın altında imzası bulunanlar güçlerini nereden almışlarsa, bu anayasal krizin kaynağının da orası olduğunu düşünenler haksız mıdır?

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Comments

  1. Kolay anlaşılır bir özet olmuş, yargının bu günkü durumunu ve siyasilerin müdahalesini anlatan. Teşekkürler, kutlarım, emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir