Yurt Gazetesindeki bu günkü yazımda İmamoğlu’nun İstanbul’u kazanması üzerinden, muhalefetin yerel seçimler başarısının yeterli olamayacağı konusunu ele aldım.
Seçmenin duygularını harekete geçirerek oyunu almak önemli ise de, asıl olan akıllarıyla da bu desteği devam ettirmelerini sağlamaktır.
Sırada CHP’nin ve bu partiden seçilen Belediye Başkanlarının ilkeli, tutarlı, şeffaf ve adil çalışmalara imza atmaları geliyor.
İktidarın çıkartacağı tüm engellemelere rağmen, son derece akıllıca yürütülecek sonuç getirici icraatlarla, seçmenin hissettiği “hoşlanma” duygusu kalıcı bir “sevgiye” dönüştürülmek zorundadır.
Aksi halde Türk siyaset tarihi, demokratik muhalefet açısından çok önemli bir başarının öyle veya böyle heba edildiğini de yazabilir.
*

İstanbul’da İmamoğlu’nun aldığı yüzde 54 oyun, Türk siyaset tarihi defterinin bir sayfasını kapatıp yepyeni bir sayfayı açtığı çok açık ortada. Bu defterde bugüne kadar neler yazdığını biliyoruz, ancak bundan sonra acaba neler yazacak? Umarız bu çok önemli tarihsel başarının şu veya bu sebeple heba edildiği kayda geçmez.
Birçok sosyoloji ve siyaset bilimi araştırması şu gerçeği ortaya koymuştur; toplumların siyaset algısı ve oy verme davranışı rasyonaliteden, yani akıllarından daha çok duygularıyla ilgilidir. Siyasetçiler seçmenin çoğu zaman duygularına seslenerek onların önce gönlünü, sonra oylarını alırlar. Seçim meydanlarında verilen vaatler, “bana oy verirseniz şunu yapacağım, bunu vereceğim” sözleri aslında sanıldığından çok daha az etkilidir. Önemli olan kitlelerde oluşturulan duygudur ve İmamoğlu’nun yaptığı da budur.
Seçmen duygularıyla bir partiye ve/veya lidere teveccüh gösterirken, zaman içinde onun sözlerinin ve davranışlarının inanılırlığını ve güvenilirliğini deneyimleriyle, gözlemleriyle test eder. Duygularla verilen kararlar akılla da desteklenmezse, bir süre sonra soğuma ve uzaklaşma da gelebilir.
Yeni tanışan aşık çiftin evlendikten ve birbirlerini gerçek manada tanıdıktan kısa süre sonra soluğu hakim karşısında almalarına örnek çoktur. Yani duygular karar vermede çok etkilidir, ancak bu kararların kalıcı olması deneyimler ve rasyonel aklın desteklemesiyle olur. Aşk evliliği yapan çift birbirini yakından tanıdıkça sevgileri kalıcı hale gelmişse, uzun ve sağlıklı bir birlikteliği kurmuş olurlar.
Kılıçdaroğlu’nun Haziran 2017’de gerçekleştirdiği “adalet Yürüyüşü” eylemi önemliydi. O günlerde yapılan kamuoyu yoklamalarında CHP’nin oyunun artış kaydettiği açıklandı. Ancak, halkta oluşturulan bu siyasal uyanış ve muhalif duruşun devamında sandığa yansıtılamadığını gördük.
Bu yürüyüşten bir yıl sonra, 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP adayı Muharrem İnce % 30,6, Millet İttifakı ise Meclis Genel seçimlerinde % 33,9 oy alabildi. Yani, çok etkili olduğu düşünülen Adalet Yürüyüşü’nün sandıkta oya pek dönüşemediği görüldü.
Türkiye’de siyasal dinamikler çok hızlı çalışır hep. Toplumu etkileyen bir siyasal gündem bir partiye ve lidere olan güveni kısa sürede ve sıra dışı şekilde artırırken, aynı hızla da düşürebilir. Siyasal mücadele belirli bir çizgide kararlı, uzun soluklu, inandırıcı ve ilkeli olursa kitleler üzerinde kalıcı karşılık görebilir.
Evet, toplumumuz “mağduriyet” algısı üzerinden sandıkta sert yanıtlar vermiştir, ancak siyaset bu algı üzerinden uzun süreli yürütülemez. Erdoğan’ın siyasi yükselişinde “mağdur” imajı ilk başlarda önemli karşılık bulmuşsa da siyasal hayatındaki tüm başarısı bu algı üzerinden açıklanamaz.
Sırada CHP’nin ve bu partiden seçilen Belediye Başkanlarının ilkeli, tutarlı, şeffaf ve adil çalışmalara imza atmaları geliyor. İktidarın çıkartacağı tüm engellemelere rağmen, son derece akıllıca yürütülecek sonuç getirici icraatlarla, seçmenin hissettiği “hoşlanma” duygusu kalıcı bir “sevgiye” dönüştürülmek zorundadır. Aksi halde Türk siyaset tarihi, demokratik muhalefet açısından çok önemli bir başarının öyle veya böyle heba edildiğini de yazabilir.

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı
