Yeni Trafik Kanunu Trafik Güvenliği İçin mi?
Onlarca yıllık mesleki deneyimlerim çerçevesinde, Karayolları Trafik Mevzuatı ve genel manada trafik güvenliği kavramları ve uygulamaları üzerinde bir şeyler söyleme yetkinliğine sahip olduğumu düşünüyorum. Hem mesleki deneyimlerime hem de sık sık gerçekleştirdiğim yurt içi ve dışı gezilerimdeki gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki; trafik ve asayiş uygulamalarımızın bir benzerini dünyanın hiçbir yerinde görmedim, kimse de görmüş olamaz.
Yeni Trafik Kanunu Cumhurbaşkanı imzasından sonra 27 Şubat 2026 Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunda yeni tür trafik kusurlarının tanımlanması ve cezaların anormal yükseltilmesi dikkat çekiciydi ve ilk ceza uygulamaları kamuoyunda ciddi tepkiler oluşturmaya çoktan başladı.
Tartışılan hususlardan birisi “APP plaka” denilen, belirlenen standartlara uygun olmayan plakalara getirilen 140 bin TL cezaydı. Bir diğeri, sonradan eklenen multimedya ekranlara ve ön cama vantuzla yapıştırılan telefon tutuculara getirilen 21 bin TL ve 30 gün trafikten men cezaları oldu. Bunlar gibi yeni tanımlanmış suç ve cezalar yanında önceki cezalarda da anormal artışlar bulunuyordu.
Eski tip araçlarda orijinal (tablet benzeri) multimedya ekranı bulunmadığından orta ve alt gelir gurubuna ait araçlara sürücüler bütçelerine uygun bir ekran taktırmak zorunda kalıyorlar. Ya da telefonlarını (en azından navigasyon amaçlı olarak) bir yere sabitleme ihtiyacı duyuyorlar. Ön camın uygun bir yerine telefonu tutturmak neden büyük ceza meselesi oldu, insanlar bunu anlayamıyor. Neredeyse bir asgari ücreti bulan para ve üstelik 30 gün trafikten men cezası çok ağır değil mi? Bu suçlarda (trafikten men süreleri boyunca) araçların çekildiği anlaşmalı otoparkların da ücreti var. Kesilen trafik cezasının birkaç katı otopark ücretinin ayrıca ödenmek zorunda kalınması cezayı katmerliyor.
Bu verdiğim örnekler, idarenin yeni Trafik Kanunundan asıl maksadının trafik güvenliği dışındaki meseleler olduğu fikrini ciddi şekilde sorgulatır oldu. Böylesi basit eylemler için bile bu kadar yıkıcı cezaların uygulanmasını, devletin çeşitli bahanelerle vatandaşın cebine el atma çaresizliği olarak görenler haksız mı?
Amaçları Vatandaşa Ceza Kesmek Değilmiş(!)

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi bu düzenlemelere ilişkin açıklamasında amaçlarının vatandaşa ceza kesmek olmadığını söyledi. Bu uygulamaların sadece şekil yönünden değil, “kamu güvenliği, Türkiye’nin huzuru ve genel güvenlik stratejileri açısından son derece önemli bir husus” olduğunu ekledi. Görüyorsunuz, ne yapıyorlarsa vatandaşın huzuru için!
Bakan amaçlarının “vatandaşa ceza kesmek” olmadığını izah etmeye kalksa da, (iktidara oy verenler dâhil) vatandaşların büyük ekseriyeti neden aksini düşünüyor acaba? Üstelik sadece vatandaşlar değil, işin aslını bilenler de böyle düşünüyor. İstanbul dâhil değişik illerde Şube Müdürlüğü dâhil Trafik hizmetlerinde görev almış emekli Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olarak ben de aynı kanaati taşıyorum.
Onlarca yıllık mesleki deneyimlerim çerçevesinde, Karayolları Trafik Mevzuatı ve genel manada trafik güvenliği kavramları ve uygulamaları üzerinde bir şeyler söyleme yetkinliğine sahip olduğumu düşünüyorum. Hem mesleki deneyimlerime hem de sık sık gerçekleştirdiğim yurt içi ve dışı gezilerimdeki gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki; trafik ve asayiş uygulamalarımızın bir benzerini dünyanın hiçbir yerinde görmedim, kimse de görmüş olamaz.
Türkiye’deki Uygulama Sıklığı Dünyanın Hiç Bir Yerinde Yok

Ülkemizde (şehir içi ya da dışı) sıklıkla uygulanan trafik ve asayiş kontrolleri sebebiyle trafikte gereksiz şekilde uzun süreli yoğunluklar yaşandığına hepimiz tanık oluyoruz. Bu ülkeden ara sıra dışarı çıkanlar çok iyi bilirler ki dünyanın hiçbir yerindeki yollarda bizdeki kadar sık polis kontrolü ve radar uygulaması görülmez.
Kolluk kuvvetleri tüm dünyada trafik güvenliğini sağlamak amaçlı çoğunlukla seyir halinde, zaruri durumlarda da sabit uygulama ve kontroller yaparlar. Ancak gerek trafik gerekse asayiş sabit denetlemeleri (uygulamalar) vatandaşların günlük yaşam akışlarını sebepsiz yere aksatacak şekilde rutin hale getirilemez. Radarla hız ölçüm cihazları ise trafik kazalarının yoğun olduğu riskli bölgelerde bulunur, ülkenin neredeyse kesintisiz tüm yol ağında değil. Vatandaşı canından bezdirecek seviyede gereksiz ve ağır cezalar uygulanmaz. Bizim ülkemizde bu uygulamalar tam olarak bu şekilde yürütülmektedir.
Bütçeye gelir dışında hangi amaca hizmet ettiği ve faydası çok kuşkulu bu denetimler iyice kanıksandığı için hayatın normali sanılıyor, ancak bu kadarı normal değil. Mevzuat kolluğun denetim yetkisini “trafiği düzenlemek” ve “kanunların ihlalini önlemek” amacıyla sınırlandırmıştır, ancak bizdeki uygulama bu çerçeveyi çok fazla aşmaktadır.
Amirlerinden aldıkları emirlerle ya da kendi inisiyatifleri ile karayollarında denetleme yapan polislere, yaptıkları bu denetlemelerin sebeplerini ve hukuki dayanaklarını sorsanız büyük ihtimalle tatmin edici bir yanıt alamayacaksınızdır. Üstelik böylesi bir soru polisimizin ‘otoritesini sorgulama’ ve ‘görevliye diklenme’ gibi algılanma risklerini de barındırabilir. Bana sorarsanız, keyfinizi kaçıracak bir diyaloga dönüşmeden görevlinin taleplerini bir an önce yerine getirip yolunuza devam etmenizi öneririm!
İktidar Ceza Gelirlerini Artırmanın Yollarını Arıyor

Dünyada benzeri olmayan sıklıktaki radarla hız kontrollerinden elde edilen ceza geliri devletin çok hoşuna gidiyor ve bu geliri artırmanın yollarına bakıyor. Öyle ki, geçen yılın ilk dört ayında kesilen trafik cezası bu yılın ilk iki ayında (55 milyar TL) kesilmiş.
Kendi yatırım bedelini çoktan amorti etmiş olan radar teknik alt yapısı (memurla vatandaşı karşı karşıya getirmeden) durduğu yerde devlete para basıyor. Buradan bütçeye giren geliri artırmak için yeni yasada özel düzenlemeler yapıldı. Önceki yasada hız ihlali cezaları kademelere ayrılmıştı. Kademelerin ilki %10-30 artış, ikincisi %30-50 ve üçüncüsü %50 üzeri hız artış cezalarıydı ve bu kademelendirme oldukça makuldü. Yeni düzenlemede neden gerekli görüldüyse, her 5-10 km/s’lik hız artışları için ayrı ayrı ve çok yüksek cezalar tanımlandı.
Geçen yıl Haziran’da uzun Kurban bayramı tatilinde kesilen radar cezalarındaki aşırılık yoğun tartışmaları getirmiş, bu yakınmalar iktidar cephesinde de gündeme gelmişti. Eski AKP Milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar bir açıklamasında; “2025’in ilk 4 ayında 53.5 milyar TL ceza kesildi. 2025 bütçe hedefi de toplam 55 milyar TL idi. Yani, maliyenin 1 yıllık ceza hedefini ilk 4 ayda vatandaşa ciro etmişsiniz. 2024’ün ilk dört ayına kıyasla 2025’de yüzde 101 artış var. Demek ki burada bir problem var. Ben bu uygulamayı (radarla hız kontrollerini) karayollarında can güvenliğini sağlamaya yönelik bir tedbir olarak göremiyorum. Burada biraz tahsilât amacı var” tespitinde bulunmuştu.
Ölümlü ve Yaralamalı Kazaların Başlıca Sebebi Hız İhlali mi?
Bütçede dikiş tutturamayan hükümet, para cezalarına yüklenmeye devam ediyor. Ceza gelirlerinde öngörülen hedefe bu yıl çok daha erken ulaşıldığını öğrendik. Trafik dahil tüm cezalar için 2026 Yılında 348,4 milyar lira geliri öngörülmüştü. Ancak yılın ilk iki ayında kesilen 1,5 trilyon ceza ile yıllık hedefin yaklaşık 3 katına çoktan çıkılmış. Ancak bu yıl iktidar açısından ciddi bir tahsilât sorunu gelişmiş. Vatandaşın canına tak etmiş olmalı ki, kesilen cezaların yalnızca yüzde 4,1’ini karşılık gelen 42,6 milyar lira tahsil edilebilmiş.
Siyasiler ve yetkililer radar ve trafik denetimleri sıklığının sebebini sürekli ölümlü ve yaralamalı kazaların önlenmesi amacına dayandırıyorlar. Ancak, Türkiye Karayollarında meydana gelen trafik kazalarının istatistiklerini yayınlayan TÜİK verilerine göre durum hiç öyle değil. Geçen yıl bu tartışmaların olduğu günlerde “Radarlar sadece trafik güvenliği için mi?” başlıklı yazımda bu konuyu detaylı şekilde irdelemiştim (dileyenler yukardaki görseli veya bu linki tıklayarak okuyabilir). Bu yazımda, ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının nedenleri içinde aşırı hızdan kaynaklanan kaza oranın sadece yüzde 1’lik oranda bulunduğunu TÜİK’in resmi verilerine dayanarak ortaya koymuştum.
Vatandaşın Ses Yükseltmesi Karşılık Buluyor

Yeni düzenlemeler ile fahiş seviyelere ulaşan cezalara vatandaşın yükselen sesini iktidar cenahı da duymuş olmalı ki, içerde tartışmalar başlamış. Bazı partililer “Vatandaş bu miktarları nasıl ödeyecek. Sahada biz bunu nasıl anlatacağız?” diye serzenişte bulunmuşlar. Yeni cezalar konusu AKP strateji toplantısı ve Kabine’de masaya yatırılmış. Vatandaşlardan gelen yoğun şikâyetler üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan konuya el atmış. Nisan ayı sonuna kadar yenilenecek olan Yönetmeliğin “yeni mağduriyetlere yol açmayacak şekilde düzenlemesi” talimatını vermiş.
Ülkenin gerçek sahipleri olan vatandaşlarımız güçlerinin farkında olsalar, sivil toplum örgütleri ile iktidar nezdinde haklı taleplerini güçlü şekilde ortaya koyabilseler, bu ülkede her şey inanın bugünkünden çok farklı olurdu. İktidarın risk gördüğü siyasal muhalefet ve sivil toplum örgütlenmeleri sırf bu yüzden engelleniyor ve kriminalize ediliyor olmasın?

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı



Yusuf Beycim çok yerinde değerlendirme yapmışsınız, görüşlerinize katılıyorum. Ama bütün bu çarpıklığın düzelmesi için son cümlenizde belirttiğiniz durumun düzelmesi gerekli değil mi? Bu nedenle ben tünelin ucunda hala ışık göremiyorum. Saygılarımla.
Kalemine sağlık, çok önemli bir konuya değinen makalenin tam kamuoyunun düşüncelerini kapsıyor.