http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Atatürk’ün Eğitim Anlayışı

İzmir’de yayımlanan MAGAZİN İZMİR dergisi, Kasım 2019 Atatürk özel sayısı için benden bir yazı istedi. İlber Ortaylı, Nasuh Mahruki ve Orhan Uğurlu gibi değerli tarihçi ve yazarların da Atatürk hakkında yazıları olan bu sayı arşivlik bir yayın oldu. Dergi için kaleme aldığım “Atatürk’ün Eğitim Anlayışı” başlıklı yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi. Hayatının son dönemlerine kadar toplumun ilerlemesine çaba sarfetmiş; “Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar” diyerek, kurduğu cumhuriyete sahip olunmasını ve çok çalışılarak bilimde ileri bir seviyeye çıkılmasını arzu etmişti.

Meclis kurulmuş ve henüz Cumhuriyet ilan edilmeden bir sene önce, 27 ekim 1922 ‘de İstanbul’dan Bursa’ya gelen öğretmenlere yaptığı konuşma; O’nun nasıl bir gelecek ve eğitim sistemi arzuladığını ipuçlarını veriyordu.

“İstanbul’dan geliyorsunuz. Hoş geldiniz. Yüreklerinizdeki duyguları, kafalarınızdaki düşünceleri doğrudan doğruya gözlerinizde ve alınlarınızda okumak, benim için olağanüstü bir mutluluktur. İsterdim ki çocuk olayım, genç olayım, sizin nur saçan sınıflarınızda bulunayım. Sizden feyz alayım. Siz beni yetiştiresiniz. O zaman ulusum için daha yararlı olurdum.

Sizden isteğim, bu günün çocuklarını yurda, ulusa yararlı insanlar yapınız. Bunu sizden istiyor ve diliyorum. Muallim Hanımlar, Muallim Beyler, Yurdu ve ulusu kurtarmak isteyenler için yurtseverlik, iyi niyet, özveri çok gerekli niteliklerdir. Nedir ki bir toplumdaki hastalığı görmek, onu iyileştirmek, toplumu çağımızın isteklerine uygun olarak yükseltmek için bu nitelikler yetmez bu niteliklerin yanında bilim ve teknik gereklidir. Bilim ve teknikle ilgili çalışmalar başladığı ve geliştirildiği yerse, okuldur.

Bayanlar, Baylar! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için, yalnız ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız, yaşatacaksınız ve kesinlikle başarıya ulaşacaksınız.”

Atatürk’e göre ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda nerede bir problem varsa onun temelinde eğitim sorunları yatmaktadır. O’nu kaybettikten 81 yıl sonra bugün, onun söylediklerinin içeriğini her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Onun eğitim konusunda ki görüşlerini yansıtan eylemleri ve sözleri, bugün bizler için de rehber ve ışık olmaya devam ediyor, bu sözlerinin değeri yaşadığımız sıkıntılı süreçte daha da bir anlamını buluyor.

Bakalım neler söylemiş eğitim ve öğretmenler konusunda ulu Önder;
  • En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.
  • Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.
  • Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
  • Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) bilimdir, fendir.
  • Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz.
  • Milli Eğitim’in gayesi memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi gençler yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.
  • Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin geri kalmasında en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızla hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve milli tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.
  • Öğretmenler, hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.
  • Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan toplumsal yaşamda bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lazımdır.
  • Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
  • Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.
“cahilliğin yenilmesi için boş inançların terk edilmesi şart”

Görüldüğü gibi Atatürk eğitimle ilgili görüşlerini paylaşırken; “cahilliğin yenilmesi, ilim ve fennin eğitimin temeli olması, boş inançların terk edilmesi” gerekliliğinden sıklıkla söz ediyor. Yeni kurulan Cumhuriyet’in ancak bu ilkeler ışığında büyüyeceğini ve kalkınacağını hep yineliyor.

Yaklaşık doksan yıl sonra, ülkeyi yönetenlerin bu evrensel değerlerden uzaklaşmış olması ve laik Cumhuriyeti savunanların ise hala bu hedefler için mücadele ediyor olması, oldukça çarpıcı ve düşündürücü bir durum değil midir?

Atatürk döneminde ve onun vefatından bir süre sonrasına kadar laik, aklın özgürleştiği, bilimsel temele dayanan ve aydınlanmacı eğitim ilkeleri önemli ölçüde uygulandı. Ancak çok partili dönem sonrasında, Cumhuriyet devrimlerini tam olarak içlerine sindiremeyen önemli bir kesim iktidarı ele geçirmeyi ve sonrasında kendilerince kayıplarını (!) telafi etmeyi hep hayal ettiler. Özellikle son yıllarda ciddi boyutlara ulaşan Tevhid-i Tedrisat (eğitimde birlik) ve laik eğitim ilkelerinden uzaklaşma çabaları günümüzde kaygıyla izlenmektedir.

Eğitim sisteminde yaşanan kronik sorunların giderilmesi, çağın gereklerine uygun hale getirilmesi ve yaşanan kayıpların telafisi pekâlâ mümkündür. Bunun için, Atatürk’ün toplumun önüne koyduğu “fikri, irfanı (anlayışı) ve vicdanı hür” gençler yetiştirmeyi amaç edinen; inanç eksenli değil, bilim temelli bir eğitim sistemine dönülmesi, dünya gerçeklerinin dayattığı kaçınılmaz bir gereklilik olarak ortada durmaktadır. Bunların aksine dayatılan dönemsel çabalar, bilime ve tarihin akışına aykırı zaman kayıpları olarak siyaset tarihine kaydolunmaktadır.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Comments

  1. Sevgili kardeşim Yusuf Fidan Çalışmalarınızı büyük bir keyifle izliyor ve okuyoruz.Gayretlerinizin getirisi olan başarılarınızın devamlı olması dileğiyle sevgiler sunuyorum.

  2. 1923 ler de bu günleri görüp bizleri uyarması ne büyük bir dehadır böyle.Teşekkür ederim sevgili Yusuf kalemin her daim aktif olsun.Slm.lar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir