19 Mart’ın Yıldönümünde Yılgınlığa Yer Yok
19 Mart yargı operasyonları seçimlerin (son derece eşitsiz koşullarda da olsa) artık eskisi gibi yarışmacı olamayacağının ilanıydı. Otokratik iktidarların seçimleri kendi açılarından risk olmaktan çıkartması siyasetine literatürde “seçimsizleştirme” deniliyor ve ülkemizde ne yazık ki bu aşamaya geçilmiş gibi görünüyor.
Bir yıl önce bugünlerde, 19 Mart 2025 sabahında Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve 23 Mart’ta tutuklanmasıyla Türk siyasal tarihinde yeni bir döneme geçilmiş oldu. Bu operasyonlarının yıldönümü vesilesiyle CHP 18 Mart akşamı Saraçhane’de sürecin 99. mitingini çok yoğun katılımla gerçekleştirdi. CHP’nin “bir sonraki Cumhurbaşkanına yargı darbesi” olarak nitelediği bu sürecin bir yılı doldurması üzerine gelinen durumu daha soğukkanlı ve gerçekçi açıdan değerlendirmekte fayda olacağını düşünüyorum.
CHP’li belediyelere dönük operasyonlar 19 Mart süreciyle başlayıp bitmedi, halen devam ediyor ve edecek gibi de görünüyor. İBB soruşturması sonunda, hiçbir sağlam delile dayanmayan 107’si tutuklu 407 sanıklı davanın yargılamaları Silivri’de gerginliklerle dolu şekilde başlatıldı. Kötümser görünmek pahasına ve gerçekçilik adına şunu söylemek gerekiyor ki bu mahkeme sonucunda verilecek kararlar aslında tahmin ediliyor ve karar metni belki de yazılmaya başlanmış bile olabilir!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel gerçekten de beklenenin çok ötesinde bir enerji ve motivasyonla bu süreci yürüttü. Bir yılda 99 miting düzenlemeleri elbette ki çok önemliydi ve tabanın enerjisini diri tutmak adına bu mitingler çok etkili oldu. Bir taraftan başta İmamoğlu olmak üzere onlarca CHP’li belediye başkanları ve yüzlerce belediye bürokratının hukukunu savunmaya çalıştılar. Bir taraftan da partilerinin tüzel kişiliğine dönük yargı operasyonlarına karşı çok yoğun mücadele gösterdiler. Ancak insanın fiziksel ve mental potansiyelini hayli zorlayan bu üstün mücadeleyi yurt çapında tüm CHP örgütlerinin de gösterdiğini söylemek ne yazık ki o kadar kolay değil.
19 Mart Direncinin İvmesi Zamanla Azaldı mı?

Geçen yıl 19 Mart operasyonları sonrasında başlatılan Saraçhane mitinglerine özellikle gençlerin yoğun katılımı gerçekten çok üst seviyedeydi. Bu arada, 23 Mart 2025’de 15,5 milyon katılımlı İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçimi yapıldı. Saraçhane ardından 2.2 milyon katılımlı Maltepe mitingi geldi. Daha sonraları yüksek katılımlarla İstanbul’un değişik ilçelerinde ve yurdun değişik şehirlerinde mitingler düzenli olarak sürdürüldü. O günlerde muhalefet kesimi gerçekten çok heyecanlı, coşkulu, azimli duygu halindeydi.
Ancak haksızlıklar ne kadar büyük ve aleni de olsa direncin yüksek coşkusunun aynı seviyede ve uzun süreler sürdürülemeyeceği açıktı ve nitekim öyle oldu. Çünkü iktidar çok önemli ve bilindik bir argümana tekrar başvurdu; korku!
Tarih boyunca gücü elinde bulunduranların çok kullandığı ve çoğu zaman sonuç da getiren “korkut, sindir, sustur” yöntemini etkin olarak kullandılar. Mitinglere katılan gençlere çok ağır bir şiddet uyguladılar, sadece demokratik tepkilerini ortaya koydukları için yüzlercesi aylarca tutuklu kaldı. Gençler okullarından atılma, gelecekte iş bulamama, sicillerinin karartılması tehditlerine maruz bırakıldılar.
2013’de Gezi eylemlerinin ilk günlerinde çocuklarının direnişlerinden gurur duyan aileler gün geçtikçe evlatlarını engelleme yoluna gitmişlerdi. Bu sefer de benzeri oldu, üniversitelerdeki ve sokaklardaki hareketliliğin ivmesi 19 Mart sonrasında uzun süre devam edemedi. Özellikle gençlerin kitlesel direnci zamanla biraz geriledi, muhalefet mitinglerine katılımın yaş ortalaması gitgide arttı. Miting alanlarını dolduran çoğunluğu şehirli, seküler orta sınıftan oluşan bu kalabalıkların enerjilerinin ve dirençlerinin de bir sınırı olacağı muhakkaktı.
19 Mart Sonrası İktidarın Tekrar Güç Toparlaması Uzun Sürmedi

19 Mart operasyonları sonrasında siyasal ve toplumsal muhalefetin ve özellikle gençlerin alanlara çıkması ile bir ölçüde sıkışmış olan iktidarın kendini toparlaması çok uzun sürmedi. AKP çok ileri adımlar atamasa da geri adım da atmadı. İktidar ittifakı içinde derin çatlaklar ortaya çıkmadı, bir yönetim krizi içine girmediler ve gündeme-süreçlere hâkim pozisyonunu tekrar ele geçirdiler.
Bu durumlar tabi ki iktidarın siyasi rızayı yeniden üretebildiği, desteğini artırdığı ve muhalefetin önüne geçtiği anlamına gelmiyor. Ancak muhalefetin oyu anketlerde iktidarın önünde görülse bile bu farkın anlamlı şekilde açılmadığı görülüyor.
Şu an itibariyle Türk siyasetinde taraflar 2027’de olası bir erken seçime kilitlendiler. İktidar İmamoğlu’nun adaylığını kesin surette engelleyerek siyasi denklem dışına atmaya kararlı görünüyor. Ayrıca “süreç süreci” marifetiyle Kürt siyasetini muhalif bloktan uzaklaştırmaya ve muhalefetin seçim ittifakını engellemeye odaklanmış durumdalar. Üstelik CHP’nin tepesinde ‘demoklesin kılıcı’ gibi sallanmaya devam eden “mutlak butlan” davası da henüz kesin karara bağlanmış değil. Bu karar da çıkartılırsa, iktidar açısından en ideal baskın-erken seçim ortamını sağlamış olacaklar.
Peki iktidar tüm bu hukuksuzlukları bu kadar gözü kara şekilde neden yürütüyor, bu motivasyonlarının kaynağını anlamaya ve açıklamaya çalışalım.
Tüm Hukuksuzlukların Özeti; “Seçimsizleştirme Siyaseti”

19 Mart yargı operasyonları seçimlerin (son derece eşitsiz koşullarda da olsa) artık eskisi gibi yarışmacı olamayacağının ilanıydı. Diğer bir deyişle bu operasyonlar, seçimlerin iktidar açısından artık risk oluşturamayacak, şekilde planlanacağının açık deklarasyonuydu. Otokratik iktidarların seçimleri kendi açılarından risk olmaktan çıkartması siyasetine literatürde “seçimsizleştirme” deniliyor ve ülkemizde ne yazık ki bu aşamaya geçilmiş gibi görünüyor.
İktidara ciddi alternatif oluşturacak muhalif liderlerin fiili olarak bir şekilde engellendiği bu sistemde seçimler ve sandık (resmi olarak ortadan kaldırılmasa da) fiili olarak işlevsizleştirilmiş oluyor. Sadece merkezi iktidarın seçimlerle el değiştirme olanağı engellenmekle kalınmıyor, muhalefet belediyeleri de iş yapamaz hale getiriliyor. Yerel yönetimlerin yetkileri iyice budanarak merkezi idare hep daha da güçlendiriliyor.
Seçimsizleştirme süreci aslında 19 Mart operasyonlarından beş ay kadar önce, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ahmet Özer’in Ekim 2024’de tutuklanmasıyla başlamıştı. İmamoğlu ve İBB operasyonu bu sürecin zirvesine ulaştığı dönüm noktasıydı. Son haftalarda Bolu ve Kuşadası belediye başkanlarının da eklenmesiyle tutuklanan CHP’li başkan sayısı 19’a yükseldi. Bunlardan Ahmet Özer ve Zeydan Karalar başkanlar tahliye edilseler de görevlerine iade edilmediler.
CHP’ye dönük yürütülen “mutlak butlan” davası, İstanbul il yönetimine kayyum atanması gibi yargı süreçleri de seçimsizleştirme operasyonlarındandır. İktidara en güçlü aday olan muhalif siyasi parti kendi içinden ayrıştırılarak güdümlü bir muhalefet oluşturmaya çalışıyorlar. Muhalefete karşı yürütülen operasyonların baş aktörünün bakan yapılarak taltif edilmesi, yürütülen bu sürecin yeni operasyonlarla devamının geleceğinin emaresi olarak görülüyor.
Uluslararası Konjonktür de İktidar Lehine

Önceki dönemlerde batı bloğuna angajman durumu, uluslararası dengelerin zorunlu kılması gibi sebeplerle Türkiye’deki iktidarların elleri bugünkü kadar rahat değildi. Hükümetler temel hukuk ve demokratik değerler konularında hesap verilebilirlik açılarından daha özenli siyaset yürütme gereği hissederlerdi. Son yıllarda popülist siyasetin trend haline gelmesi ile birlikte batı dünyasında demokratik değerlerden dikkate değer kopuşlar oluştu. Dünya yanıp yıkılırken Türkiye’de bu olup bitenler kimsenin çok da umurunda değil doğrusu.
Ortadoğu’da sıcak gelişmelerin eksik olmadığı, İran-ABD-İsrail’in savaşa tutuştuğu bu dönemde Erdoğan her zamankinden daha özgüvenli görünüyor. Dış dünyadaki kaotik gelişmeler iktidarın güvenlikçi söylemine rahatça gerekçe oluşturabiliyor. “Ülkeyi güven içinde tutacak bilge ve güçlü lider” imajı Erdoğan’ın içeride siyaseten elini güçlendiriyor.
Tüm bunlara bakıldığında demokrasi, insan hakları, özgürlükler, adil seçimler gibi başlıklar hem içeride hem de küresel ölçekte hassasiyet taşıyan meseleler olarak görülmüyor artık. İktidar hesap verilebilirlik yönünden içeride ve uluslararası ölçekte en rahat dönemi yaşıyor diyebiliriz. Erdoğan’ın büyük şanslarından olan ABD’deki Trump iktidarı 2028 sonuna kadar sürecek. Aralarındaki yakınlığı tarihi fırsat olarak gören Erdoğan bir kez daha seçilebilmesi için Trump desteğini de değerlendirmek isteyecektir.
Çare; Demokrasinin Son Kalesi Sandığı Korumaktır

Başta da belirttim gibi, kötümser görünme pahasına gerçekçi bir tablo çizmeye çalıştım. Bugün iktidarımız (dış ve iç konjonktürün de yardımıyla) birçok konuda avantajlara sahip gibi görünse de siyaset her zaman sürprizlerle doludur. Popülist siyasetin evindeki hesap her zaman çarşıya uymaz!
İktidarın yarattığı korku iklimi sonsuz sürdürülemez. Muhalefetin birliktelik içinde, kararlı ve özgüvenli mücadelesi mutlaka sonuç getirecektir. İktidarın meşruiyet zemininden yoksun, halktan kopuk baskıcı siyaseti ekonomik rasyonalitelere rağmen sınırsız-süresiz yürütülemez. Bu dayatmalar halkın kararlı direnci karşısında eninde sonunda kaybedecektir. Demokrasinin son kalesi olan sandığı korumak ve halka gerçekleri anlatmaktan vazgeçmemek, karanlıktan çıkışın yegâne yoludur. Velhasıl, 19 Mart’ın yıldönümünde yılgınlığa yer olmamalı!

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı


Yapılması gereken şey, farkındalığı artırmak. Kapı kapı dolaşıp yurttaşlara yüz yüze anlatmak gerekiyor. En etkili siyaset yöntemi, yüz yüze yapılandır. Ayrıca korku iklimini dikkat çeken, farklı eylemlerle delmek, etkisiz kılmak gerekiyor. O da yeni yöntemleri uygulayarak mümkün olabilir.
Teşekkürler katkı için Abdullah bey.
On yıllardır Ortadoğu’nun kan gölü olduğu ortamda T.C’ nin bu bataklığa bulaşmaması
(olabildiğince..), iktidarların izlediği politikalar sonucundan ziyade ; laik , demokratik
( olabildiğince) bir Ulus devlet yapısının kurulduğu Cumhuriyete borçluyuz..!!
Elbette bu Cumhuriyeti korumada, kollamada YILGINLIĞA asla yer yok..
Kaleminize sağlık Yusuf bey..…????????
Teşekkürler yorum için Rüştü bey.