http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

AHBAP SORUŞTURMASI DA MUHALEFETE BAĞLANDI

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından yürüttüğü yardım faaliyetleri ve topladığı bağışlarla kamuoyunun gündemine gelen Haluk Levent ve “Ahbaplar Suç Örgütü” adıyla yürütülen soruşturma kamuoyu gündeminin tepesine oturdu. Haluk Levent bağışların kullanımı, bazı para transferleri ve dernekle bağlantılı mali işlemler nedeniyle “dernekler kanununa muhalefet”, “kara para” ve “örgüt üyeliği” ile suçlanıyor.

Yargısal süreç buraya kadar normal seyrinde görünüyordu. Ancak Levent’in tutuklanmasından sonra soruşturma bambaşka yönlere evriltildi. Soruşturmada 4. dalga operasyonla birlikte gözaltı sayısı arttı, tutuklu sayısı 28 oldu.

Özellikle kamuoyunca iktidara mesafeli duruşlarıyla bilinen ünlü şahıslara yönelen soruşturmada sebebi tam anlaşılamayan ifadeye çağırmalar ve bazı tutuklamalar dikkat çekti. Son gelinen aşamada soruşturma, muhaliflere yönelik geçmişin hesabını sorma ve ileriye dönük gözdağı operasyonları görünümü vermeye başladı.

Hakkında elle tutulur bir iddia olmadan tutuklanan isimlerden Avukat Ece Güner’in Ekrem İmamoğlu’nun danışmanlarından ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi koordinasyon ekibinde olması dikkat çekti. Olayla doğrudan bağlantısı olmayan Babala Tv kurucusu Oğuzhan Uğur’un tutuklanması da benzer kuşkuları pekiştirdi.

Konuyla Alakasız Ünlüler Savcılık İfadesinde

Kamuoyuna yansıyan bilgilerden bu soruşturmanın başlangıcının hukuki olduğu, Ahbap derneğinin topladığı yardım gelirlerinin bir kısmını Haluk Levent’in kişisel olarak bir şekilde istismar ettiği anlaşılıyor. Ancak bu durum, deprem döneminde toplanan yardımların yerlerine hiç ulaşmadığı, tüm yardımların istismar edildiği anlamına da gelmiyor. Gelişmeler ayrıca, devlet kurumlarının üzerlerine düşen denetim görevlerini zamanında ve layıkıyla yerine getirmediği ve gelişmeleri uzun süre sadece takip etmekle yetinmiş oldukları görünümünü veriyor.

İçişleri Bakanlığı Dernekler masası denetimleri zamanında yapılsaydı, böylesi sansasyonel bir adli süreç belki de hiç olmayacaktı. İşlerin iyice sarpa sarmasına yol vermek için Ahbap Derneğinin kuşkulu mali süreçlerine uzun süre göz yumulduğunu düşünenler haksız olmayabilirler.

Suç soruşturması ile hukuki anlamda bağı ve alakası olmayan tanınmış isimler gruplar halinde savcılık ifadesine çağrılıyor, soruşturmaya katkısı kuşkulu ve enteresan sorular soruluyor. Ünlü kişilerin kamuoyu önünde nedamet getirmelerinin istendiği anlaşılıyor. “Çok pişmanım, keşke o dönemlerde sadece devletin yardım kurumlarına güvenseydim” minvalinde alınan ifadeleri derhal kamuoyuna lanse ediliyor.

Gazeteciler Fatih Altaylı, Fatih Portakal, Ruşen Çakır; spikerler Ece Üner ve Özlem Gürses; sanatçılar Öykü sertel, (Athena) Gökhan Özoğuz, Şahan Gökbakar, Hazal Kaya ile Avukat Feyza Altun’un ifadeleri alındı. Son olarak Uğur Dündar, Mahsun Kırmızıgül, Gülben Ergen, Hayko Cepkin ve Elçin Sangu da ifade vermeye çağrıldılar.

Bu ifadeler arasında Medyascope Tv kurucusu gazeteci Ruşen Çakır’a savcının sorduğu sorular, suç soruşturmasıyla alakası anlaşılamayacak nitelikte ve sıra dışıydı.

Savcıdan Bir Garip Sorular

İstanbul Adalet Sarayı’na giderek ifade veren Ruşen Çakır’a savcılıkta yöneltilen; içeriği, üslubu ve olayla ilişkisi çokça tartışılan sorular şöyleydi;

  • “Haluk Levent’i Şubat depreminden önce tanımadıysanız kendi nam ve hesabına vatandaşlardan para toplamasına neden yardımcı oldunuz?
  •  Kendi paranızı Haluk Levent’e emanet eder miydiniz?
  •  Adınız, kimliğiniz ve şöhretiniz kullanılarak oluşturulan güvenden dolayı milyarlarca lira buhar oldu, milyonlarca insan kandırıldı ve binlerce ailenin ihtiyaçları karşılanamadı. Kendinizi sorumlu hissediyor musunuz?
  •  Deprem döneminde yalnızca şüpheli ve müzahir dernek değil sizin de popülariteniz arttı. Toplum sizi samimi buldu. Bu dönemdeki faaliyetleriniz nedeniyle oluşturduğunuz güven maddi olarak size kazanç sağladı mı?
  •  Haluk Levent hepinizi bir araya topladı arkasına oturttu. Vaatlerini tek tek sıraladı. Siz de dinlediniz. Birlikte görüntü vererek, savunarak, kitleleri yönlendirerek destek oldunuz. Sonrasında dönüp neden deprem bölgesinde vaatlerini yerine getirip getirmediğini kontrol etme ihtiyacı duymadınız?
  •  Devletin resmi organlarına güvenmediğinizi alenen beyan ettiniz. AFAD, İçişleri, Kızılay gibi yüz yıllık kurumların itibarını hedef aldınız. Devlet yerine şahıslara güvendiniz. Yüzlerce muhalif tandanslı başka organizasyon varken Ahbap’ı tercih etme sebebiniz medyadaki görünürlüğünüzün ve popülaritenizin artmış olması mı?
  •  Resmi makamların uyarılarını kıskançlık olarak yorumladınız. “Devlete giden parayı” bilinmez “AHBAP’a” giden parayı doğru/samimi ilan ettiniz. Özür dileyecek misiniz?
  •  Emeğinizin geçtiği bütün bağışları hak sahiplerine kendi kişisel servetinizden olmak üzere iade edecek misiniz?”

Bu soruların çoğunun Ruşen Çakır’ın afet dönemindeki tutumuyla ilgili olmadığı, soruların genel bir kalıp çerçevesinde hazırlandığı iddia edildi. Ruşen Çakır cevaplarında tüm suçlamaları reddetmiş, sorularda bahsedilen eylemlerde bulunmadığını beyan etmiş.

Savcılık Soruları İktidarın Niyetini Açıkça Ortaya Koyuyor

Uzun yıllar suç soruşturmaları yürütmüş, sayısız sorgulamalar yapmış emekli bir Emniyet Müdürü olarak, hukuki birikimime ve mesleki deneyimlerime de dayanarak konuyu açmaya çalışacağım. Devlet olaya Dernekler Kanunu’na muhalefet, dernek gelirlerinin harcanmasında usulsüzlük çerçevesinde bakmış olsaydı, konuyla doğrudan alakası olmayan ünlü kişilere bu tür sorular sorulmazdı. Savcının sorduğu bu sorular, yargının ve devletin bu soruşturmayı hangi motivasyonla yürüttüğünün ipuçları niteliğindedir.

Ceza muhakemesinde ifade ve sorgu, maddi gerçeğe ulaşmada en kritik araçlardan birisidir. Savcılık, soruşturma konusuna göre kişileri farklı hukuki statülerde dinler. Her sıfatın hakları ve yükümlülükleri farklıdır. İfade şahıslardan temelde dört farklı statüyle alınır. Bunlar;

  1. Şüpheli İfadesi,
  2. Müşteki / Mağdur İfadesi,
  3. Tanık Beyanı,
  4. Bilgi Sahibi beyanı (olaya dair henüz “şüpheli” mi yoksa “tanık” mı olduğu netleşmemiş kişiler için).

Yukarıda bahsettiğimiz ünlü kişilerin ifadelerine “tanık” sıfatı ile başvurulduğunu öğrendik. Bu durumda kişilerin sadece konu çerçevesinde bilgi ve başvurulması beklenirdi. Bu tür itham edici iddialar içeren sorular bir suçun aydınlatılması çerçevesinde “tanık” sıfatıyla bilgisine başvurulan kişilere yöneltilebilecek nitelikte değildir. Üstelik öyle anlaşılıyor ki bu sorular, tanıklığına başvurulan kişinin tespit edilmiş eylemlerine dayanılarak üretilmiş de değil.

Sorgu Sadece Maddi Gerçeği Açığa Çıkarmak İçin Yapılır

Sorgulama veya ifade alma sırasında sorulan soruların yapısı, niteliği ve sınırı bir ceza muhakemesinin adil yürütülüp yürütülmediğinin en hassas göstergesidir. İfade alan makamın (savcı veya kolluk) temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak bu amaca giden yolda “her türlü soru sorma yöntemi” mübah değildir.

Bir adli soruşturmada sorgucunun hukuki tavrı ve tarzı hukuk literatüründe ve doktrinde net olarak belirlenmiştir.

  • * Tanıklara soruşturmayı aydınlatmaya katkısı olmayan, subjektif yorumlar içeren suçlayıcı, yargılayıcı, yönlendirici ve muğlak sorular yöneltilmez.
  • * Spekülatif, kişisel yoruma ve tahmine dayalı, genel çerçeveli sorular sorulmaz.
  • * Suç isnat edilecekse kişinin ifadesine “şüpheli” sıfatıyla başvurulabilir.
  • * Soruların objektif olması gerekir, varsayımsal soru sorulamaz.
  • * Olayın henüz subuta ermemiş (kanıtlanmamış) kısımlarını gerçekleşmiş gibi kabul ederek soru sormak hukuka aykırıdır.
  • * Sorguda yöneltilen soruların, soruşturma konusu maddi olayla doğrudan ilgili olması gerekir.
  • * Sorguda soruşturma konusu dışına çıkılmaz.
  • * Sorgulanana, soruşturulan suçla doğrudan ilgisi olmayan özel hayatı, siyasi görüşleri, dini inançları veya kişisel ilişkileri hakkında soru sorulamaz.
  • * Sorular, yalnızca suçlamanın unsurlarını ve şüphelinin lehine/aleyhine olan hususları aydınlatmaya dönük olmalıdır.
  • * Sadece somut olay, zaman, mekân ve eylem ilişkisine dayalı sorular yöneltilebilir.

Yukarıdaki savcılık sorularına baktığımızda, soruşturmanın ve sorgulamaların seyri konusundaki şüpheler pekişmektedir.

Bu Adli Süreç de Sonuçta Muhalefete Bağlanmak İsteniyor

Soruşturmanın seyri, tutuklanan kişilerin siyasal kimlikleri ve savcılık sorgulamalarına bakıldığında, yargı kurumunun ve dolayısıyla iktidarın konuya bakış perspektifinin tümüyle hukuk çerçevesinde olduğunu söylemek artık çok zor. Soruşturmanın iktidara mesafeli gazetecilere, sanatçılara ve muhaliflere yönelmiş olması; bu konunun da siyaseten istismar edildiği kuşkularını pekiştiriyor.

Günün sonunda Dernekler Kanunu ve ilgili mevzuat ortadadır. İşlenen suçu tüm boyutlarıyla ortaya koymak ve sorumluları hukuk çerçevesinde yargılamak adli kurumların işidir. Devletin imkanları göz önüne alındığında yargı kurumu bu soruşturmayı dört dörtlük yapacak kapasitededir. Ancak görünen o ki soruşturmayı bu hukuki çerçeve içinde yürütmekle asla yetinmeyecekler. Tüm benzer gelişmelerde olduğu gibi; bu adli vakayı da muhalefet ile ilişkilendirme, onları cezalandırma ve sindirme fırsatı olarak kullanacaklar.

Devletimiz gerek pandemi türü krizlerde gerekse orman yangını ve deprem gibi afetler sonrasında oluşturulan sivil yardım organizasyonlarından hiç hoşlanmıyor. Muhaliflerin bu tür organizasyonlardan sempati ve taktir toplamasını asla istemiyorlar. Tüm benzer durumlarda yapılacak yardımlardan sağlanacak kamuoyu sempatisi ve desteğinin tümüyle iktidar hanesine yazılmasını istiyorlar.

Görünen o ki, gelecekte olası bir kriz anında devletin işaret ettiği kurumlar dışındaki oluşumlara artık izin verilmemesinin toplumsal ve hukuksal alt yapısını oluşturmak istiyorlar. Ahbap operasyonunu bu yüzden dallandırıp budaklandırıyorlar ve çerçeveyi habire genişletiyorlar.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir