http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Fikri İktidar Savaşının Son Hamlesi; Maarif Müfredatı (1)

(Bu yazı 08.05.20024’te toplumsal.com.tr haber sitesinde yayımlanmıştır.)

Geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyılı-Maarif Modeli” başlıklı yeni müfredat taslağını kamuoyu ile paylaştı ve ardından çok haklı eleştiriler geldi, gelmeye devam ediyor. Eğitim bilimcilerin, sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun görüşlerini çok önemserler ya, taslak “son eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar doğrultusunda revize edilecek ve son şekline ulaşacak” mış! Hazırlanmasının on yıl sürdüğü bildirilen binlerce sayfalık taslağın incelenip değerlendirilmesi için bir haftalık bir süre verildi, sonra bu süre uzatıldı.

EĞİTİMDE ÇÖKÜŞ -İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabının yazarı ve bu konular üzerine çeşitli yazılar yazan birisi olarak konu elbette benim de ilgi alanım içindeydi. Müfredat taslağını ve konuya ilişkin yayınlanan eleştirileri genel hatları ile inceledim. Bu çok önemli mesele ile ilgili değerlendirmelerimi bir yazıya sığdırma zorlaması içime sinmedi. İki bölüm olarak yayımlamayı planladığım yazımın, bu çetrefilli konuyu anlaşılır hale getireceğini umuyorum.

Taslak hakkında uzman değerlendirmelerinin ortak noktası; AKP’nin çağdışı, Siyasal İslamcı ideolojisinin yansıması olan bu taslağının, zaten sürünen eğitim sistemine daha da kalıcı zararlar vereceği yönündeydi. İslamcı kesimler ise “ahlaklı ve irfanlı” gençler yetiştirme iddiasındaki bu taslağı elbette onayladılar. Bu kesimlerden “yetmez ama evet” diyenler de oldu.

İslamcı Gençlik Yetiştirme modeli Türkiye Yüzyılı Projesiymiş!

Hazırladıkları müfredat taslağını, siyasi söylemleri olan “Türkiye Yüzyılı” başlığı altında sunmaları da dikkat çekmektedir. Bu tercihleri; amaçlarının eğitim bilimsel değil, siyasi olduğunu baştan göstermektedir. Çok iyi bildiğimiz gibi; “Türkiye Yüzyılı” söylemi tamamen AKP ve Erdoğan’ın politik hedefleri doğrultusunda üretilmiş, gerçeklikle uyuşmayan, altı boş, konjonktürel siyasi propaganda söylemidir. 28 Ekim 2022’de Erdoğan tarafından açıklanan ve Devletin yeni vizyonuymuş gibi sunulan bu tutarsız metindeki 16 başlığı o günlerde tek tek irdelemiştim, ilgilenenler okuyabilir.

Türk eğitim sisteminden aslında kimse memnun değil. Erdoğan da dâhil kimse bu sistemi yeterince başarılı bulmuyor. Ancak onun memnuniyetsizliği bizlerden epey farklı. Fikri ve kültürel iktidar olamadıklarından yakınan Erdoğan, bu başarısızlığın sebebi olarak eğitim sistemini görüyor.

Erdoğan’ın Arzuladığı Gençlik

Erdoğan arzu ettiği gençliğe ilişkin birçok defa çok net açıklamalar yaptı. Örneğin 2012’de gençlere seslenirken (Necip Fazıl Kısakürek’e ait ifadeleri tekrarlayarak) “dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik istiyorum” diyordu. Erdoğan bu arzusunu “dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz” şeklinde pek çok kez yineledi.

Haziran 2015’te Türgev’deki konuşmasında ise, eğitim altyapısındaki başarıyı eğitimin amacı ve içeriği konusunda gösteremediklerini söyledi. “Bu konudaki tüm gayretime rağmen maalesef geldiğimiz yer kesinlikle benim arzu ettiğim, hayal ettiğim yer değildir” dedi.

Ekim 2020’de ise; “samimi bir muhasebe ile geçtiğimiz 18 yılda eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum. Fikri iktidarımızı kökü ve ruhu itibarıyla bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın sebebi, bu sapkın akımların önlerinin bilinçli bir şekilde açılmasıdır. Sonuçta, ülke ve millet olarak kendimizi kontrolsüz bir Batılılaşma fırtınasının içinde bulduk. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması, Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır” demişti. Erdoğan bu konuşmasında “sapkın akımlar” diyerek seküler aydınlanmacılığı, “bunların önlerini açanlar” olarak da (başta Atatürk) Cumhuriyetin kurucularını işaret ettiği çok açıktı.

Erdoğan eğitim sistemi hakkındaki fikrini ve hedeflerini daha ne kadar açık ifade edebilirdi ki? Bu hedef ve amaç için onlarca yıldır yaptıkları onca köklü değişimden sonra Erdoğan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den daha köklü bir adım istemişti. “Fikri ve kültürel iktidarlarını” kurma yolunda önemli bir adım olarak gördükleri bu yeni müfredat, böylesi bir sürecin ürünü olarak önümüze kondu.

Seküler Aydınlanmacı Eğitim Sistemine Cepheden Karşılar

Genç Cumhuriyet’in Batı dünyası ile arayı kapatması için, yoksul ve cahil halkın batı tipi eğitim seferberliği ile aydınlanması gerekiyordu. Uluslaşma için de, tarım devletinden modern kalkınmacı devlete hızla geçiş için de bu eğitim sistemi önemliydi. Modernleşme; ancak aklın ve bilimin rehberliği ile gerçekleşebilirdi, aydınlanma temel hedefti ve en gerçek yol gösterici bilimdi, fendi.

AKP’nin siyasal İslamcı bakış açısı, Atatürk’ün getirdiği bu seküler-bilimsel eğitim sistemini hep kökten reddetmiştir. Bu yüzden iktidar baştan beri eğitim meselesini akademik ve teknik yönünden ziyade ideolojik bir mesele (endoktrinasyon aygıtı) olarak ele almıştır hep.

Dindar ve Kindar Nesil İdealinde Baş Aktör Yusuf Tekin

Amaçları eğitimde uluslararası rekabete hazırlanacak yeni nesiller değil de, kendi ideolojilerini aşılayacakları gençlik yetiştirmek olunca, bu işi eğitimcilere değil siyasetçilere havale etmek gerekiyordu. Laik seküler eğitim sisteminin antitezi olan inanca dayalı bir eğitim sisteminin fikir babalarından Yusuf Tekin de zaten eğitimci değil, siyaset bilimciydi. (Hatırlarsanız, sırf onu Üniversite Rektörü yapmak için Erdoğan kısa süreliğine kanun değiştirmişti.)

Milli Eğitimi inanç eksenine oturtma yolunda gerek Bakanlık Müsteşarı, gerek Bakan olarak köklü değişikliklere imza atan Tekin bu siyasal mücadelede hep baş aktör olarak yer aldı. “Dindar ve kindar nesil” yaratma uğruna dayatılan 4+4+4 eğitim sistemi de Yusuf Tekin’in MEB müsteşarlığı görevindeyken gerçekleşmişti. Zaten kendisini karma eğitime karşı, kız okullarının açılmasını savunan ilk bakan olarak tanımıştık ve ben bu konuyu yazmıştım o günlerde.

Ahlakı ve maneviyatı önceleyen bir maarif sistemi yaptıklarını düşünüyorlar. Yusuf Tekin yeni müfredatı “Yerli ve milli, milletimizin maneviyatına ve fıtratına saygılı” olduğunu söyleyerek savunuyor. Uluslararası yoğun rekabette ülke başarısını artıracak, üretimi, refahı ve kalkınmayı sağlayacak parlak nesiller yetiştireceklerini zaten iddia etmiyorlar.

“Milli Eğitim” değil de “Maarif Modeli” başlığının seçimi de, projelerinin asli içeriği konusundaki niyetlerini daha baştan ele veriyor.

Neden “Eğitim” Değil de “Maarif”

Bu projede “eğitim” yerine “maarif” kavramının seçilmesini, basit bir Osmanlıcaya öykünme çabası olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Amaçları sadece Osmanlıca kelimelerin tercihi olsaydı, “Türkiye Yüzyılı” yerine “Türkiye Asrı” kavramını da seçebilirlerdi.

Türk İslamcı anlatımda “eğitim” yerine “maarif” ifadesinin kullanımı gayet bilinçli bir tercihtir. Bugün ülkemizde Kamu idaresi tarafından 2016’da kurulmuş olan en büyük vakfın adı da “Türkiye Maarif Vakfı”dır. Bu ideolojiyi benimseyen İslamcı STK’ların bir araya geldiği yapı da “Türkiye Maarif Platformu”dur. Nitekim bu Platform tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda yeni müfredat taslağı geneli itibariyle başarılı bulundu, “yetmez ama evet” dediler.

“Eğitim” kelimesinin Arapça karşılığı “terbiye”dir ve Türk İslamcı anlatıya göre “eğitim” kavramı basit ve teknik bir öğrenim faaliyetini ifade eder. (Talim ve terbiye; yetiştirme ve eğitme demektir.) Oysa “maarif” kavramı çok daha fazlasını içerir.

Maarifin temel amacı “arif insan” yetiştirmektir. “Bize sadece terbiyeli (eğitimli) olmak yetmez, marifetli (maarifli) de olmak gerekir” diyorlar. Kişi evvela maneviyatına ve mukaddesatına sahip çıkarsa o zaman “arif” olur. Maarif sistemi “arif insan” yetiştirme amacını önceler, eğitim (yani terbiye) bunun için yeterli değildir.

Arif insan yetiştirme üzerine odaklanmış bu sistemin fikir babası ise Nurettin Topçu’dur. O’nun duygu ve düşüncelerini tanırsak, gündemdeki yeni müfredatı ve amaçlarını anlamak ve anlamlandırmak daha da kolaylaşacaktır.

Gelecek yazımda;

  • Bu projenin fikir babası Nurettin Topçu kimdir?
  • Yeni müfredatın lafzından ziyade ruhu neden önemli?
  • İntegral konusunun matematikten çıkartılmasının manası nedir?
  • Arzuladıkları “ahlaklı ve dindar gençlik” meselesini nasıl gerçekleştirmeyi planlıyorlar, gibi çeşitli soruların yanıtlarını tartışmaya devam edeceğim.
Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Comments

  1. Eğitimde uçuruma doğru gidişin ayak sesleri konusunda bir uyarı yazısı. Emeğine sağlık kardeş. Devamını merakla bekliyorum.

  2. Devrem, konu ile ilgili kapsamlı bir yazı okumak istemiştim. Yazıyı araştırınca buldum, sağol varol…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir