Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilme çabaları hızla sürüyor. Daha önce yetkileri özel kanunlarla düzenlenen birçok kurum ve kuruluşların kanunları iptal edilerek, bu yetkiler olduğu gibi Cumhurbaşkanı’na devrediliyor. Bakanlar Kurulu’nun KHK çıkarma yetkisi, Yüksek Askeri Şura, Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Tiyatroları ile Opera ve Balesi, İstanbul Boğazı İmar Kururlu bunlardan birkaç tanesi.
Pratikte uygulanabilirliği pek mümkün görülmeyen bu kadar yetki neden sadece CB elinde toplanıyor? Bunun sebebi (bize söylendiği gibi) kararların hızlı alınıp uygulamaların sorunsuz gerçekleştirilmesi mi sadece? Onaltı yıllık iktidarlarının özellikle son üçte ikisinde hükümet (Ya da CB) hangi kararı almak ve uygulamak istedi de önüne engel çıkartıldı ki?
Tüm yetkilerin tek elde toplanmasının sebeplerini anlamaya çalışırken, her bir ayrı yetkinin iktidarın hangi beklentisini karşıladığına ayrı ayrı bakmak gerekecektir. Tek elde toplanan her kurumun, kuruluşun ve kurulun kullandığı yetki Devletin değişik alanlardaki işlevlerini düzenlemekteydi.
BU YETKİLER NİYE ÇOK ÖNEMLİ ?
Şu değerlendirme konuyu anlamamıza biraz ışık tutacaktır; el konulan tüm bu kurumlardan ve yetkilerden yegane ortak beklenti; mevcut iktidarın bugünkü ekonomik, kültürel, sosyal ve politik amaçlarını tam olarak karşılamak ve gelecek seçimlere bu güç birliği içinde girmekten beklenen faydalarıdır. Biraz karışık geldiyse açalım bu değerlendirmemizi.
Cumhurbaşkanlığı bu yetkileri elinde toplarken, ilk etapta el konulan bu her bir yetkinin (ve kurumun) özenle seçildiği görülüyor. Tek elde toplanan bu her bir yetkinin, demokratik ve laik Cumhuriyet’in önemli dayanaklarını ve unsurlarını oluşturan, ya da ekonomik rant (kaynak aktarımı) sağlayan olanaklar olduğu görülüyor.
Parlamenter sistemde özel yasaları ile belirli uzmanlık birikimi olan kurum ve kurullara verilen bu yetkilerin el değiştirmesi için bazen Anayasal bazen de TBMM tarafından yasal düzenlemeler yapılması gerekirken, birkaç gün içinde çıkartılan C.Başkanlığı KHK’ları ile bu değişiklikler hızla yapılmaktadır. Ardı ardına yapılan yeni düzenlemelerin kamuoyunda tartışılmasına dahi fırsat verilmemekte, “atı alan Üsküdar’ı” her gün birkaç kez geçmektedir.
Tek elde toplanan bu yetkilerin kullanımı ve bir çok kurumun kapatılması ülkenin hangi derdine derman olacaktır, zamanla göreceğiz. Bu yetkilerden önemli gördüğüm birkaçına bu yazıda kısaca değineceğim.
YÜKSEK ASKERİ ŞURA NEDEN YOK EDİLDİ?
703 sayılı KHK ile Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun yürürlükten kaldırıldı. Bu konuda tek yetkili Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Ayrıca kararnameyle birlikte Yüksek Askeri Şura da kaldırıldı. Böylelikle bir teamül haline gelen terfilerde 30 Ağustos kuralı da kalkmış oldu. Artık Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü zamanlara terfi ve atamalar yapabilecek. Bu KHK ile birlikte temel yasa maddeleri de kalkınca Genelkurmay Başkanlığında 4 yıl görev süresi şartı da kalktı. Atama yapabilen Cumhurbaşkanına ihraç yetkisi de böylelikle verilmiş oldu.
YAŞ yetkilerinin CB tarafından doğrudan kullanılması, gerekli bekleme sürelerine dahi bakılmaksızın her rütbedeki subayın terfi ve tayinlerinin CB tarafından yapılması, terfi bekleyen subayların siyasilere yaklaşması, yani ordunun politize olması dışında ne gibi bir fayda sağlayacak göreceğiz.
BOĞAZİÇİ İMAR KURULU GEREKSİZ MİYDİ?
Son kararname ile Boğaziçi İmar Kurulu da kaldırıldı. Bu kurulun görevleri kararnameyle ‘Yerel Yönetim Politikaları Kurulu’na verildi. Boğaziçi İmar Kurulu, Başbakan veya görevlendireceği Başbakan Yardımcısı veya bir devlet bakanı başkanlığında Milli Savunma, Bayındırlık ve İskan, Kültür ve Turizm, Ulaştırma, Tarım Orman ve Köyişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlarından oluşturulmuştu.
İstanbul boğazının her iki tarafına kurulacak olan yapılara verilecek olan izin böylece doğrudan CB’nın atadığı kuruldan çıkacak. Böylesi büyük bir rantın tek kişinin kontrolü altına bırakılması, birçok bakanlığın uzmanlarından oluşan Boğaziçi İmar Kurulu’nun yapamadığı hangi hususu daha “liyakatlı” bir şekilde yerine getirecek acaba?
DEVLET TİYATROLARI İLE OPERA VE BALESİ NEDEN YOK EDİLDİ?
703 Sayılı KHK ile Devlet Tiyatroları Kanunu’yla ilgili birçok değişiklik yapıldı. Uzun yıllar Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevini yürüten Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlükleri’yle ilgili beyanında, Devlet Tiyatroları’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlandığını söylemenin doğru olmadığını söyledi. “Bu yapılan değişiklikler devlet tiyatrosunun kuruluş yasasının 1’inci maddesini yok etti. Dolayısıyla bu KHK ile kurumun kaldırıldığı anlamına geliyor” dedi.
Atatürk’ün başlattığı Cumhuriyet devrimi ekonomik, sosyal ve kültürel olmak üzere, topyekun bir kalkınma modelidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Devlet Tiyatroları ile Opera ve Balesi bu uygarlık ve batılılaşma mücadelesinin önemli yapı taşlarındandır. Devlet tarafından ödeneklerle ayakta tutulan bu sanat merkezleri, kendilerinden beklenen misyonu ve performansı ne ölçüde yerine getirebilmiştir, bu ayrı bir değerlendirme konusudur, ancak özerk yapıları sanat üretimi ve sanatı halkın her kesimine ulaştırma çabaları açısından oldukça önemlidir.
AKP iktidarları tarafından gitgide zapturapt altına alınan bu kurumlarda zaten iktidar ile iyi geçinme becerisi gösteremeyen tüm sanatçı ve yöneticiler çoktan kurumdan uzaklaştırılmıştı. Kalan çalışanlar da iktidarın beklentilerine uymayan hiçbir sanatsal faaliyeti zaten sahneleyemiyordu.
Bu son uygulama ile, iktidarın pek haz etmediği “sanat” alanında, aklında olup da henüz gerçekleştiremediği ne kaldıysa, bunları hoyratça yapacağı konusunda kaygılar oldukça fazladır. Öncelikle bu kurumların şehir merkezlerindeki çok değerli bina ve mülklerine göz dikilmiş olmasın? “Özelleştirme” adı altında bu asırlık kurumların mal varlıklarının yancılara peşkeş çekilmeyeceğini kolaylıkla söyleyebiliyor muyuz?
SONUÇ: Sistem değişikliği ile 95 yıllık Cumhuriyetin temel kazanımları konusunda çok ciddi riskler içeren kararlar alınırken muhalefetin sesinin soluğunun kesik görünmesi kaygı vericidir.

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı
