Anıtkabir’de Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan Safiye İnci “5186 Sayılı Yasa’ya muhalefet” gerekçesiyle tutuklandı. Bu kanuna göre “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır“ hükmü bulunuyor.
23 yaşındaki Safiye İnci’nin ifadesinden 8 yaşından beri kapalı olduğu, yaklaşık 6 yıldır da çarşaf giydiği, “yaptığımdan pişmanım” dediği öğrenildi. Bunlar olayın basına yansıyan yönleri. “Toplumun gazı” bu tutuklanma tedbiri ile birazcık da olsa alındı. Peki bundan sonra neler olur? Çok sürmez, bu kız ilk mahkemesinde (belki de daha önce) serbest kalır, tutuksuz yargılama sonunda muhtemelen alt sınırdan ceza alır. Alacağı bu ceza da yine muhtemelen paraya çevrilir ve ertelenir. Zaten balık hafızalı toplumsal duyarlığın meşgul olacağı başka gündem konuları çoktan devreye girmiş olacaktır o zamana kadar. Bu kızcağızın “ayarı kaçmış” kinli dışavurumu kendi gibi düşünenlere birazcık örnek olur ayrıca; Atatürk’e ve laik değerlere duyulan öfkenin dile getirilmesinde hala birazcık da olsa dikkatli olunması gerektiği, toplumun tamamının daha “o kıvama” getirilemediği dersi çıkartılır. Sonrası; “gel 2023 gel!”
Bu Kız Bu Cesareti Nereden Alıyor?
Bir adli vaka görünümünde kamuoyuna yansıyan bu “duygu dışavurumunun” yerli yerinde, lafı uzatmadan ve hamasete girişmeden, soğukkanlı şekilde tahlili çok önemli. Yapacağımız tahlil sadece bu çirkin hakarete kilitlenip kalmadan, bu kin dolu bakışın sebeplerini anlamak açısından olmalıdır. Bunun için de yakın geçmişimizi, bugün neler yaşandığını ve yarın toplum olarak bizi nelerin beklediğini anlamak oldukça önemli.
Bırakın çarşafı ve dini terbiyeyi, normal aile görgüsü ve terbiyesi almış bir genç kız arkadaşları arasında bile böyle çirkin konuşur mu? Üstelik devletin kurucusuna mezarı başında ağza alınamayacak hakaretleri kamera ile kaydedip sosyal medyada paylaşıyor, ailesinin uyarısı ve telkinine rağmen özür videosu çekmiyor. Politik iklimin ve söylemlerin bu kişilere sağladığı pervasızlık biliniyor olsa da, biraz izanı olan ortalama zekâda birisinin bu kadar rahat ve fütursuz olması, mevcut sosyo-politik gerçeklerden bağımsız değerlendirilebilir mi? Bu pespayeliğe (beklenildiği gibi) “provokasyon” deyip topu taca atmaya çalışanlar da hemen devreye giriyor tabi.
Tüm toplumsal öfkenin bu cahil kıza yönlendirilmesi ve sonuçta tutuklanması ile “işte böyle, Atatürk’ümüze dil uzatan cezasını bulur” duygusunun yaşatılması bizi rahatlatmalı mı? Laik cumhuriyetçi kitlelerin yüreğine bir nebze su serpilmesi iyi de, 8 yaşında kapanan bu çarşaflı kız kendiliğinden, okuyup araştırarak mı böylesi “dindar ve kindar” oldu?
Bir Bebekten Öfkeli Bir Kindar Yaratmak!
2007 yılında katledilen Hıran Dink’in karısı Rakel cenaze töreninde “Yaşı kaç olursa olsun; katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…” demişti.
Safiye de bir bebekti, ortalarda koşturan sevgi dolu, sevimli bir kız çocuğuydu. Küçük yaşlarda ailesi tarafından “kapatıldı”. 8 yaşındaki bir kız çocuğunun “kapanmak” gibi bir kararı alacak ve bunu anlayacak zihinsel yeterlikte olmayacağı açık. 17 yaşında çarşaf giymeye başlayan bu çocuğun, bunu tamamen özgür iradesi ile yapmış olduğunu söylemek mümkün müdür?
Henüz kendini tanımaya başlarken iradesinin üzerine dinsel baskı ile oturulmuş bu kız çocuğu “okudum, araştırdım, düşündüm, taşındım, … kapanmak ve hele ki çarşaf bir kadının kişiliğinin ve kadın olarak toplumda varlığının yok sayılmasıdır, doğru bulmuyorum, artık örtünmeyeceğim!” diyecek değil ya. Bu bilince çocuklar kendiliğinden gelmezler ki. Ebeveynler çocuk yetiştirirken çoğunlukla kendilerinin kopyası bireyler yaratmayı en doğru yöntem sayarlar. Ailelerin sosyo-kültürel yapısı ve seviyesi, çocuğun şansı ve/veya şanssızlığı oluyor böylece.
Sanık Safiye Aslında Mağdur Safiye mi Aynı Anda?
Safiye böylece kendisine dayatılan inanç merkezli dünya görüşü çerçevesinde yetiştirildi. Atatürk’e, laik Cumhuriyet’e, moderniteyi temsil eden tüm simgelere düşmanlık duygusu ile büyüdü. Vücudunun tek görünen yeri olan yüzünün güzel görünmesi için gerekli tüm özeni gösteren, diğer “açık” akranları gibi makyajını da eksik etmeyen bu genç kız (bir yanıyla da) bir mağdur aslında. Bu yolu o kendi özgür iradesi ile seçmedi ki, o sadece kendisine çizilen yolda yürüdü. Tutuklanmakla tutmuş olduğu yolun yanlışlığını anlamış olması beklenemez. Sadece, düşünce ve duygularını dışa vururken daha dikkatli olması gerektiğini öğrendi.
Safiye’nin öğrenmesi, araştırması, anlaması, değerlendirmesi, tartışması değil inanması, iman ve itaat etmesi belletildi hep. Anlamını hiç bilmeden (ve pek de merak etmeden) Kuran-ı Kerim’i ezberlemesi sağlandı mesela. Kendisini geliştirmesi, iyi okullarda okuyup iyi bir meslek sahibi olması, çağın gereklerine uygun bilgiye ve zihinsel donanımlara sahip olması istenmedi. Böyle bir gereklilik ve “farkındalık” da zaten yok kendi sosyo-kültürel çevresinde. Etrafından taktir görmesi için “iman ve ibadetinin” şekli gereklerini yapması yeterliydi.
Eğitim Sistemi Nasıl Bir Gençlik İstiyordu?
Yapılan ağır hakaretin milletçe çok değer verilen kurucu lidere kabri başında yapılması, sözlerin haklı veya haksız hiçbir eleştiri veya espri içermemesi, bu kızın birikimini ve kültürel altyapısını da yansıtıyor olması da ayrı bir konu, bunu geçelim. Mevcut siyasal yapı da öfkenin böyle galiz küfürle dışa vurumunu onaylamaz kuşkusuz. Ama bu kindar genç kız AKP hükümetleri döneminde okudu okullarını (artık ne okudu ise), devletinin yol ve izin verdiği tarikat evlerinde aldı temel dini eğitimini. Zihinsel ve kültürel gelişimini sağlayan değil, inancını pekiştiren kitaplar okudu sadece (eğer okuduysa). Tarihsel gerçeklere dayanmayan abartılı Osmanlı dizileri izledi, Abdülhamit Han ile gurur duydu mesela. 95 yıllık Cumhuriyet tarihinin en başarılı dönemin son 16 yıl olduğu, 2023 de ise ülkenin uçacağı, varsa yaşadığımız tüm olumsuzlukların sebebinin de “dinsizlik” ve “dış güçler” olduğu öğretildi ona. Bu kız için aslında “inanç motifli popüler kültür”ün bir ürünü diyebiliriz.
Atatürk sonrası dönemin müslümanlar açısından tam bir zindan olduğu, Kuran okuyanların hapislere atıldığı, camilerin ahır yapıldığı söylendi kendine. İnandığı ve bağlandığı liderinin baş tacı ettiği fesli tarihçi de zaten “Kurtuluş Savaşı’nı Yunanlar kazansaydı daha iyiydi, din ve hilafet elden gitmeyecekti” demiyor muydu?
Böyle Bir Politik Sosyo-kültürün Ürünü Değil mi Safiye?
Bu iktidarın 2012 yılında dayattığı 4+4+4 sistemi ile 5 yaşında ilkokula başlatılan çocuklar 9 yaşında İmam Hatip Ortaokullarına yönlendirildi. İmam hatiplere ikna edilemeyen aileler ve çocuklar da unutulmadı, seçmeli ve zorunlu haftada toplam 7 saate varan din içerikli dersler çocuklara dayatıldı. Türklük, milliyetçilik, Kurtuluş savaşı, bağımsızlık ve uygarlık mücadelemiz, cumhuriyet kavramları küçümsendi, tahrif edilmek istendi. Eğitimin temel dayanakları olan, çağın gereği bilimsel bilgilerle donanımlı ve özgür düşünen bireyler değil, “iman ve itaat eden”, iktidar partisinin gelecekteki seçmenleri yetiştirilmeye gayret edilmedi mi?
12 Ocak 2018 de bu köşede “Milli Eğitim Sistemi; Gerçekten ‘Hezimet’ mi?” (https://www.toplumsal.com.tr/milli-egitim-sistemi-gercekten-hezimet-mi-makale,266.html) başlıklı yazımı daha önce okumamış olanlara öneririm. Bu yazımda özetle, örgütlü cehaletin kaynağını oluşturan ve besleyen din merkezli eğitim sistemi ile iktidarın amaçlarına ulaşma (kendi tabanını yaratma) konusunda oldukça başarılı olduğunu değerlendirmiştim.
Şimdi denebilir ki, “bu eğitim sisteminde yetişen herkes böyle mi oluyor?” Evet, herkes böylesine rezil ve meczup olmuyor. Ama bu sistemin ne gibi sonuçlar doğuracağına, ülkenin geleceğine ilişkin oluşan ciddi kaygıların ne denli haklı olduğunu kanıtlayan örneklere gitgide daha sık rastlanıyor. Laik Cumhuriyet ve modern demokratik devlet ne yazık ki hiç güvende değil.
SONUÇ: Toplumsal uzlaşma ve barış içerisinde yaşama iradesinin yerine oluşturulan, “bizler ve onlar” ayrımcılığı ile kışkırtılmış bir toplumun kendi tarihine ve kurucu liderlerine yabancılaşması ve böylesi bir nefreti üretmesi beklenilmedik bir durum değildir.

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı
