http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Bugün gelinen ekonomik durum hiç de beklenmedik bir sonuç değil. İradesi havuza tıkıştırılmış besleme-yandaş basın hariç kalemini satmamış tüm tarafsız ekonomistler uçuruma doğru gittiğimizi ne zamandır haykırıyor. Peki, bu duruma nasıl gelindi? Yanıt çok net ve açık; Saray iktidarı tercihini üretimden, kalkınmadan ve yaygın refahtan yana değil, rantçı-talancı sermayeden yana kullandı.

Şunları görebilmek için ekonomist olmaya gerek yok; Ekonomi yönetiminde iktidarın temel amacı hep günü kurtarmak, en yakın seçimleri kaybetmemek ve iktidarının finansal dayanaklarını ayakta tutmak oldu. Bunun gereği sorunları görmezden gelmek, popülist iktisat politikalarını uygulamaya devam etmek olunca kaçınılmaz sonuçlar er veya geç ortaya çıkıyor.

AKP iktidarları döneminde nasıl bir ekonomik sistem oturtuldu, buna kısaca bakalım. Geçtiğimiz yıllarda Amerikan Merkez Bankasının tüm dünyaya yaydığı ucuz ve uzun dönemli kredileri bizim iktidarımız sanayiye, istihdam ve üretim sağlayacak olan, uzun dönemde ülkenin kalkınması ve halkın refahına dönük projelere yatırmadı. Tercihini ne yönde kullandı peki? Hepimizin bildiği gibi yüzlerce milyar doları, bildiğiniz betona gömdü!

SON YEDİ YILDA İNŞAATA 551 MİLYAR DOLAR

Resmi rakamlara göre son yedi yılda milli gelirde toplam artış 78.6 milyar dolar iken, dış borçtaki artış bunun neredeyse iki katı, 146 milyar dolar olmuş. Yani Türkiye her bir dolarlık milli geliri üretirken, yaklaşık iki dolar da dış borç üretmiş. Bunun üçte birini de inşaata yatırmış. Son yedi yıl içerisinde inşaat sektöründeki büyüme, milli gelirin toplam büyümesinin üçte birini kendi başına sağlamaktaydı. Dolayısıyla, her bir dolarlık milli gelirimizin üçte biri inşaat faaliyetiydi.

Ülkenin kalkınması ve gelişen dünya ile rekabet için yol, köprü, havaalanı gibi alt yapı yatırımları elbette gerekli. Yeni ve modern konutlar da hiç kötü bir şey değil. Ama İnşaata son yedi yılda yatırılan toplam 551 milyar doların kendini yeniden çoğaltacak üretim altyapısına değil, geri dönüşü çok olmayan inşaata türü alt yapıya yapılması sadece seçmenin gönlünü almada etkili olabilirdi, oldu da.

Nitelikli büyüme ve ulusal kalkınma için betona bu denli yatırım yapılmasının yanlışlığı ilk başlardan beri eleştirilmişti. Bu eleştirileri hükümet içinden seslendiren Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’a hükümet içinden ve dışından oldukça sert eleştiriler gelmişti. Şimdi ne oldu peki, harç bitti, yapı paydos!

EKONOMİK KALKINMANIN GEREKLERİ NEDEN GÖZ ARDI EDİLDİ

Kalkınmanın öncelikle sanayi yatırımları ve teşvikleriyle, tarım ve hayvancılığın desteklenmesi ile, üretim ve istihdamla olduğunu herkes biliyor da iktidardakiler bilmiyor muydu sanki? Tabi ki biliyorlardı. Ama öncelikli amaçları ülkenin kalkınması değil, kendi siyasetlerini finanse edecek bir saadet zincirinin oluşturulmasıydı.

Ülkenin değil ama iktidarlarının geleceği için güçlü bir ekonomik destek gerekiyordu. En çabuk ve yüksek gelir ise sanayi üretiminde değil, rantçı-talancı sermayede idi. Bu talana dayalı saadet zincirinin sermaye ayağının temel hareket noktası da arazi ve inşaat rantı idi. Bu sebeple, devlet destekli bu rantçı-talancı firmaların öncelikle desteklenmesi gerekiyordu. Bunlara (çeşitli yöntemlerle) hazineye ait veya özel şahıslara ait iken kamulaştırılan paha biçilmez araziler tahsis edildi.

Kamu İhale Kanunu 12 yılda 162 kez değiştirildi, kamu kaynakları bu rantçı-talancı sermayeye hunharca aktarıldı. Böylece rantçı-talancı sermaye ile kendi siyasi emellerini finanse edecek çirkin saadet zinciri kuruldu ve işletildi. Çevre, yeşil alan, insandan yana modern kent anlayışları bir tarafa bırakıldı, koca koca şehirler ve kamu kaynakları resmen yağmalandı.

Sanayi, tarım ve hayvancılık üretimi desteklenmediği gibi, yapılan hukuksuzluklar ve (kurumlar değil şahıslar üzerine kurulu) keyfiliklerle ekonomiye duyulacak güven yerlere serildi. Kurallar ortadan kalktı, keyfilik yönetimin temel tarzı oldu. Bu güvensiz ortamda yürüyen ekonomik sistemde enflasyon ve dövizin yükselişi beklenen bir sonuçtu. İktidarın tüm hesapsız kitapsız uygulamaları bugün doları 5,40’lar seviyesine getirdi. Ülkeden yabancı sermaye kaçmaya başlamıştı zaten, yerli sermaye de buna katıldı.

İKTİDAR VE BESLEME BASIN NEDEN SESSİZ

Bu gidişin olumsuz sonuçlarını azaltmaya yarayacak acil kemer sıkma politikaları yerel seçim sonrasına bırakılıyor. Bence 2018 sonbaharına alınacak erken yerel seçimlere kadar iktidar ekonominin çaldığı alarm zillerini duymazdan gelmeye ve  “ölü taklidi” yapmaya devam edecek. Ekonominin başına damat Albayrak’ın getirilişinin sebebinin de seçimlere kadar seçmene çok hissettirmeden ekonomik vaziyeti idare etmek olduğu daha net anlaşılıyor.

Nazi Propaganda Bakanı Göbels’in taktiklerini uygulamada sınır tanımayan, ar damarı çatlamış iktidar medyası, propaganda bülteni olmaktan öte gidemiyor. Talimatla yayın yapan bu besleme medya dolardaki aşırı artışa ve ekonomideki dibe gidişe “Fransız kalmaya” bir süre daha devam edecek görünüyor. Nereye kadar peki, asansörün dibe vurup başlarının tavana çarpmasına kadar belki!

ACI REÇETE KİME KESİLECEK?

Yerel seçimler sonrası alınacak acil ekonomik kararlarda acı reçetenin kime kesileceği belli. Bu sorunların temel kaynağı ve ülkenin % 1’lik kesimi olan, hep kazanan rantçı-talancı sermayeye değil, bu problemlerin oluşumda sorumluluğu olmayan % 99’luk halk kesimine kesileceği anlaşılıyor. Bunun ilk işaretini (biraz dikkatlerden kaçtı ama) Merkez Bankası Başkanı geçtiğimiz günlerde verdiği demeçte verdi. Bundan sonra çalışanların maaşlarına yapılacak zamlar şimdiye kadar olduğu gibi gerçekleşen enflasyon oranına göre değil, planlanan enflasyon oranına göre olacakmış.

Merkez Bankası nisan 2018 sonunda enflasyonun yıl sonunda yüzde 8,4 olacağı, 2019 sonunda ise yüzde 6,5 olacağı beklentisini açıklamıştı. Şimdi ise 2018 yıl sonu tahminini 5 puan birden artırıp yüzde 13.4’e çıkardı. Ama genel beklenti enflasyonun yılsonunda yüzde yirmilere yaklaşacağı yönünde. Merkez Bankasının temel amacının sarayı mutlu etmek olduğu, öngörü ve kararlarının hiçbir ciddiyetinin kalmadığı gün gibi ortada.

AH ŞU DIŞ GÜÇLER YOK MU!

Bu düzenin % 1’lik kazananları (kazanmaya devam etsinler diye) yaratılan ekonomik krizde bunun hesabını vermezken, düzenin hep kaybedenleri olan % 99’luk halk kesimi krizin maliyetini de ödemek zorunda bırakılacak. Rantçı-talancı sermaye fedakârlık göstermeyecek, ekonomik sıkıntıların asıl sebebi olan iktidar tüm sorunları yine “dış güçlerin bize ekonomik operasyonları” yalanına dayandıracaktır. Bu yalana inanan veya inanmayan geniş halk kesimleri tüm ağırlığı ile (hiç hak etmediği) bu yükü omuzlarında taşımaya devam edecektir maalesef. Çalıştığı işyeri kapandığı ya da küçülmeye gittiği için işsiz kalacak, bankalardan aldığı kredileri ödeyemediği için hacizlerle boğuşacak, aldığı ücret enflasyon karşısında eridiği için daha da yoksullaşacak, zamlarla, dolaylı vergilerle inlemeye devam edecektir.

Halktan beklenen fedakârlıklara bir örnek de Cumhurbaşkanı’nın 100 günlük eylem planını açıklaması sırasında geldi. Hiçbir orijinal ve geleceğe ilişkin yeni ve umut verici vaat içermeyen, ekonomik sıkıntıları aşmak ile ilgili bir cümlenin dahi olmadığı açıklamada Erdoğan vatandaştan, yastık altındaki dövizleri çıkartıp bozdurmasını istedi. Gariban halkın yastık altında dövizi var mı, ne kadar var bilemeyiz. Ama ülkenin ekonomisini yönlendiren, elinde tutan rantçı-talancı sermayeden, aşırı savurgan hükümet ve bürokrasiden, kaynaklarını çoktan yurt dışına taşıyan büyük yatırımcı ve iş dünyasından böyle bir fedakârlık istenmedi.

SONUÇ: Ekonomi yönetimindeki yanlış tercihler bu krizi ve dövizdeki aşırı artışı meydana getirmiştir. Bu ciddi durumu görmezden gelen ve halktan gizleme yolunu seçen iktidar, tüm sıkıntıları bir kez daha halkın omzuna yüklemede tereddüt göstermeyecektir.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir