http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

AKP Refah Değil Kutuplaşma Vaat Ediyor

(Bu yazı 06.05.2023’de toplumsal.com.tr haber sitesinde yayımlanmıştır.)

Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli seçimlerine bir hafta kaldı. “Beş yılda bir yapılan seçim neden bu kadar tarihsel öneme sahip olsun ki? Erdoğan bir şekilde ve kıl payı yine kazanırsa, kendi oluşturduğu ekonomik enkazın altında kalır. Bir müddet daha dişimizi sıkarız, o zaman muhalefetin eli daha da güçlenir. Bir sonraki seçimde Erdoğan artık tarihten silinir” diyenler olabiliyor. Ama maalesef durumlar hiç öyle değil, açıklayalım.

Yukarıdaki yaklaşımın en önemli sorunu, seçmenlerin hala rasyonel akılla, kendi menfaatinin gereğine göre tercihlerini yapacağı varsayımına dayanmasıdır. Oysa her seçim döneminde deneyimlediğimiz gibi; ülkemizde çok önemli bir seçmen kesimi kendisinin gerçekten refahına hizmet edecek tercihlerde bulunmayıp duygusal oy vermeye ısrarla devam edecektir.

“Boş tencere her iktidarı götürür” önermesinin o kadar da doğru olmadığını geçen haftaki yazımda tartışmıştım. Algılarının ve duygularının üzerine çökülmüş bu insanlar [çocuklarının geleceğinin daha da kararması pahasına] bu gün de yarın da “liderlerini soğana patatese kurban etmemeye devam edebilecektir.

AGİT Seçim Gözlem Heyeti de Eşitsizliği Belgeledi

Demokrasiyi ve seçimleri sadece iktidarı ele geçirmenin bir aracı olarak gördüklerinden her tür yalana, kumpasa ve manipülasyona başvurmaktan çekinmiyorlar. Seçim yarışının eşit, adil ve hukuk çerçevesinde yürütülmesi bir yana, bu eşitsizliğin açıkça vurgulanmasından da hiç gocunmuyorlar. Bu durum, üyesi olduğumuz ve seçimlerimizi gözlemlerine açtığımız Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Gözlem Heyeti’nin ara raporu ile belgelendi.

AGİT seçim gözlemci heyeti ara raporunda; “daha önce paylaşılan tavsiyelere rağmen mevzuat, demokratik seçimlerin yürütülmesi için temel hak ve özgürlükleri kısıtlamaya devam etmektedir ve mevzuatın ek kısıtlamalar getirmesine izin verilmektedir” denildi. Rapor, hepimizin yaşayarak gördüğü diğer eşitsizlik ve hukuksuzlukları da tespit etti.

Gidişatın Algısını Dönüştürme Kurumu;

Sözde ‘Kamu Kurumu’ niteliğinde olan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı konusunu daha önce ki yazılarımda da ele almıştım. Bu kurum 2018’de ilk kurulduğundan beri Devletin değil doğrudan Erdoğan’ın profesyonel seçim ve siyasal iletişim ofisi olarak faaliyet gösteriyor.

“Kötü gidişatı olumluya çeviremiyorsan, gidişatın algısını olumluya çevir” mottosunu ilke edinmiş devasa bütçeli bu propaganda teşkilatı, yüklendiği misyonun hakkını gerçekten veriyor! Birkaç bağımsız ve/veya muhalif TV dışında kalan yaygın medya araçlarını sıkı şekilde yönlendiriliyorlar. Eşitsiz ve adaletsiz seçim yarışında halkı çok yoğun şekilde propaganda bombardımanına maruz tutuyorlar. TRT de bu amaçla mümkün olabilecek en etkili şekilde kullanılmaya devam ediyor.

AKP Reklam ve Seçim İletişim Ofisi; TRT

Hitler’in iktidara ilk geldiği yıllarda oluşturduğu propaganda başkanlığının ilk işlerinden birisi, çok ucuz radyo üretimini başlatıp yaygınlaştırarak her eve bir radyo sokulmasını sağlamak olmuştu. Anadolu’da neredeyse her eve ulaşan, geleneksel seçmen tabanının yaygın bilgilenme aracı olan TRT uzun zamandır tam bir AKP propaganda ve seçim iletişim ofisi haline getirildi.

Cumhurbaşkanlığı adaylıklarının kesinleştiği 1 Nisan’dan 1 Mayıs’a kadarki süre içinde TRT haber canlı yayınlarında adaylardan Tayyip Erdoğan’a 32 saat, Devlet Bahçeli’ye de 25 saat ayırdı. Kemal Kılıçdaroğlu’na ise rakibi Erdoğan’ın altmışta biri kadar, yalnızca 32 dakika zaman ayrıldığını öğrendik.

Bu insafsızlık TRT’nin sadece siyasallaşmasının göstergesi değildir. Bu durum bir taraftan devlet gücünün siyasal amaçlar için nasıl rahat kullanılabildiğinin göstergesi iken, diğer taraftan adaletsizliğin, partizanlığın ve pervasızlığın gözümüzün içine sokularak vurgulanmasıdır.

Erdoğan’ın Duygu Siyaseti İş Görmeye Devam Ediyor

Sert yoksulluk ve neredeyse açlık ile boğuşan halkı bir de feci 6 Şubat deprem afeti vurmuştu. Çaresizliğinin ve iş bilmezliğinin iyice ayyuka çıktığı deprem felaketinde yaşanan hezimet üzerine ‘bu iktidar bir daha toparlanamaz’ diye düşünüldü. Erken, zamanında veya geç yapılsın; ilk seçimlerde iktidarın açık ara farkla kaybedeceğinden neredeyse emindik.

Ancak durumun hiç de öyle olmadığını, seçim kararı sonrasında Erdoğan’ın sahaya inince seçmenini bir kez daha toparladığını gördük. Onca yaşadığı sıkıntı ve acılara rağmen seçim öncesi verilen ‘ağrı kesiciler’ ile Türk insanının meşhur unutkanlığı yine işe yaradı!

Erdoğan tabi ki yeni seçmen kazanamadı ama kendinden kopanların bir kısmını ‘yuvaya dönmeye’ ikna edebilmiş gibi görünüyor. Bunu yaparken de aslında yeni bir mucize gerçekleştirmedi; sadece en iyi bildiği yöntem olan duygu siyaseti ve negatif kimliklenme yöntemlerini tekrarladı.

Refah Vaadi Yerine Negatif Kimliklenme Üzerinden Devam

Seçim öncesi AKP’de kurumsal olarak pozitif propaganda stratejisi tercih edilmiş olsa da Erdoğan kısa sürede en iyi konuştuğu dile döndü! Ülkeyi çok iyi yönettiklerini, seçilirlerse her şeyin çok daha da iyi olacağını söyleyerek üretilecek pozitif siyaset Erdoğan’ın işini görmeye yetmezdi. Kutuplaşmayı perçinleyerek tabanın kendi içinde kenetlenmesi (konsolidasyon) duygusuna yatırım yapmayı daha sonuç getirici gördü. Bu yüzden, muhalefetin şeytanlaştırılması ve kriminalize edilmesini temel alan negatif siyasete yüklendi.

Kendisi giderse gelecek yenilerin ne kadar tehlikeli olacaklarına tabanı iknaya çalışırken seçmeni ile arasında oluşturduğu sıkı duygusal bağı anımsattı. Seçmeninin [daha iyi bir ülke umutlarına değil] ‘vefa, bağlılık, inanmışlık’ duygularına seslenmeyi tercih etti.

“Oyunu Hakikatli Sevdana, Seninle Ayni Dili Konuşana Ver!”

Kutuplaşmış seçmen kitlelerinin siyasal tercihleri çoğunlukla, içinde oldukları ‘yankı odalarında’ tek yanlı propagandalar etkisinde oluşuyor. İktidar gücünü korumanın temel girdisinin propaganda olduğunu çoktan keşfetmiş olan AKP bu alana inanılmaz yükleniyor. Üç hafta önce yayınladıkları manavlı reklam videosu, kopmuş seçmeninin kalbini tam da on ikiden vurmayı hedefliyordu!

Videoda, bir manav dükkânından alışveriş yapan müşteri (muhtemelen kendilerinden uzaklaşmış eski seçmenleri) dükkân sahibinin cep telefonunda çalan AKP’nin “haydi bi daha” müziği sebebiyle “Yine AK Parti mi be abi? Vazgeçmiyorsunuz yani “ diye takılıyor manava. Dükkân sahibi ise “Niye vazgeçelim yeğenim? İnsan kendi ile aynı dili konuşandan vazgeçer mi? İnsan sevdasından vazgeçer mi? (Karısına sarılarak) hele de hakikatli sevdasından vazgeçer mi? Asıl şimdi vazgeçmemek lazım, asıl şimdi sıkı sıkıya sarılmak lazım be komşu” diye yanıtlıyor müşterisini.

AKP’nin seçmeninden bekledikleri bu videodakinden daha açık ifade edilemezdi. Erdoğan manavın ağzından tabanına seslenirken, en zayıf ve kaybetmeye en yakın olduğunu kabul ediyor. İşte “asıl bu zamanda” seçmeninin “hakikatli sevdasına, ayni dili konuşanına” destek vermesi gerektiğinin altını çiziyor. Seçimler yaklaştıkça değişen anket sonuçlarına bakılırsa da bu amacına bir ölçüde ulaşmış görülüyor.

Sandık Türkiye’de Diğer Demokratik Ülkelerdekinden Çok Daha Kıymetli

Türkiye’de başta basın ve ifade özgürlüğü olmak üzere demokrasinin özü olan tüm temel hak ve özgürlükler [hukuken olmasa da fiilen] iyice budanmış durumdadır. İktidar siyasetinin denetim aracı olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ile siyasete sivil katılım imkânları yok denecek kadar kısıtlanmıştır. Siyasal erkin denetimi ve vatandaşın demokrasiye katılımı sadece beş yılda bir kurulan sandık ile mümkün olabilmektedir. Bu yüzden ülkemizde demokrasinin son nefes borusu olan sandık çok önemsenir ve seçimlere katılım diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksektir.

Ne ülkeyi yönetenlerde ne de onların siyasal tabanlarında eşitlik, adalet, hukuk ve etik gibi temel değerlerin karşılığının pek olmadığını zaten biliyorduk. Daha da ötesinde; kontrol edilemez güç kullanmaktan ve bunun abartılı sunumundan ilkel bir haz alıyorlar üstelik.

Bu iktidar devam ettikçe ülkemizde seçimlerin adil ve eşit bir ortamda yapılması mümkün olmayacaktır. Çünkü demokratik, eşit ve adil koşullarda yeniden seçilemeyeceklerini biliyorlar. Demokrasiye ve sandığa, sadece içinden kendileri çıkması koşuluyla ve kısmen saygı duyuyor, aksi halde bunlara inanmıyor ve saygı da duymuyorlar!

Bu durumda; demokrasiyi ve sandığı kurtuluşun tek çaresi olarak gören muhaliflerin dikkate değer bir farkla sandıktan çıkmaktan, bunun için de son güne kadar artan heyecanla mücadeleye devam etmekten başka çaresi yoktur.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir