http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

İktidarda Darbe Paranoyası Gerçekten Var mı?

(Bu yazı 16 Nisan 2021’de toplumsal.com.tr haber sitesinde yayımlanmıştır.)

4 Nisan gecesi yayınlanan 104 emekli amiralin Montrö içerikli açıklaması (tam da beklenildiği gibi) iktidar ve bağımlı medyası tarafından “darbe” çağrışımları ile birlikte sunuldu. Sekiz gün gereksiz uzun gözaltılar sonrası mahkemeye sevk edilen tüm emekli amirallerin salıverilmesi, darbe çağırısı iddialarının hukuki ciddiyetle pek bağdaşmadığını da göstermiş oldu.

Olayın üzerinden günler geçince gerçekler daha çok açığa çıkmaya başladı. Kamuoyuna sunulan mektubun önceden Cumhurbaşkanlığına yakın birisine, ayrıca yandaş bir medya kanalına ve bir bakana sızdırıldığı öğrenildi. Yani özetle, işin ardında yine kontrollü bir kriz yaratma niyeti olduğu gerçeği kendini ele verdi diyebiliriz.

Hatırlayalım, haber yandaş medyada önce “15 Temmuz’a 103 gün kala 103 Emekli Amiralin darbe muhtırası” başlığıyla verildi. Mektuptaki imza sayısının aslında 104 olduğu görüldüğü halde hala bu uyduruk çağrışımı vermeye devam eden medya mecraları oldu. Devletin kanalı trthaber.com internet sitesindeki haberinde “İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un 104 emekli amiralin, 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümüne 104 gün kala bildiri yayımladığına dikkat çekti” değerlendirmesini yaptı.

Zorlama komplo teorisine zorlama ek anlamlar yükleme çabasındaki bu arsızlıktan hiç de mahcubiyet duymadılar. Aslında bu imzacı sayısı ve 15 Temmuz’a kalan gün hesabında baştan çok ciddi bir maddi hata içindeydiler. Şöyle ki; mektubun yayınlandığı 4 Nisan gecesinden 15 Temmuz gününe ne 103, ne de 104 gün, sadece 101 gün vardı. İnanmıyorsanız birlikte hesaplayabiliriz. Nisan ayından 26 gün, Mayıs’tan 31 gün, Haziran’dan 30 gün, Temmuz’dan 14 gün: toplamda 101 geçtikten sonra 15 Temmuz günü geliyor. Hiç alakası olmadığı bilindiği halde, bu vatansever emekli askerleri 15 Temmuz ve Fetö’ye zorla bağlayacağız diye, içine düştükleri bu utanç verici durum adına hiç pişmanlık ve özür beyanları da olmadı.

Temel Yaklaşım; “Buradan Nasıl Bir Siyasal Fayda Sağlarız”

Yapay bir krize dönüştürülme potansiyeli bulunan her olayda “bu gelişmeden Cumhur ittifakı bekasına nasıl fayda sağlarız” diye düşünüyorlar. Bu tür taktikler geliştirmede uzmanlaşmış olan Erdoğan ve siyasal iletişim ekibi, bu gelişmede de aynı yolu denediler. Bir bölümü iktidara özellikle dış politikada doğrudan geniş destek vermiş olan emekli amirallere fazla yüklenmenin siyasal getirisi olamayacağını düşündüler muhtemelen. Bu sebeple asıl önemli siyasal riski, yani ana muhalefet CHP’yi hedefe koyarak siyasal fayda elde etme yolunu seçtiler.

Ülkede yaşanan her türlü olumsuzluğu muhalefete, özellikle CHP’ye bağlayarak, her krizden bir fayda devşirmeye gayret ediyorlar. Çünkü erken veya zamanında yapılacak ilk seçimlerde muhalefetin CHP etrafında olası birleşmesi ile yaşanacak iktidar kaybını şimdiden önlemeye çalışıyorlar. Muhalefetin asla ortak bir güç olarak bir araya gelememesi için HDP ardından CHP’nin de şeytanlaştırılmasını, siyasetlerinin temeline koydukları görülüyor.

Bu son olayda da zoraki suç yaratma çabalarında ana dayanak, emekli amirallerin açıklamasının merkezinde CHP olduğu iddialarıydı. İktidar medyası manşetlerinden ilk gece “darbe imalı bildiri imzalayan emekli amirallerden 4’ü CHP üyesi çıktı” manşetleri geçildi. Emekli amiraller ve CHP üyesi olan yakınlarının isim listeleri (açıktan suç işlenerek) aynı gece yayınlandı.

“Milli İrade Karşıtı Hainler!” Bakın Neler Yapmışlar

Daha önceleri de eski asker veya sivil siyaset kaynaklı bazı sözler aynı formatta ele alınıp, “darbe kışkırtıcılığı, demokrasi karşıtlığı” vb gerekçelerle uzun süre kamuoyunda tartıştırılmıştı. Son bir yıl içinde gündeme sokulan benzer konuları kısaca anımsatmakta yarar görüyorum.

29 Nisan 2020: CHP’li Özgür Özel Ensar Vakfı Yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Yaramış’ın Türk Tarih Kurumu başkanlığına atanmasını eleştirirken “Saray rejiminin sonu geliyor. O son, Atatürk’ün kemiklerini sızlatacak bütün bu liyakatsiz atamaların sonunu getirecek” dedi. Derhal “CHP darbe çığırtkanlığı yapıyor, bunlar zaten halkın iradesine karşılar” denildi, adli soruşturma başlatıldı.

30 Nisan 2020: CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu “önümüzdeki seçimde bir erken seçimle veya başka bir şekilde, iktidar değişikliği değil bir sistem değişikliğine gidişatı görüyorum” dedi. “Muhalefet iktidarı ve rejimi darbe ile değiştirme planları yapıyor” dediler, derhal adli soruşturmalar başlatıldı.

4 Mayıs 2020: Erdoğan bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiği konuşmasında muhalefeti faşist ve cuntacı olmakla suçladı. “Milli iradenin üstünlüğünü, demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti, sandığı hazmedemeyen bu faşist zihniyet hala vesayet, darbe, cunta özlemiyle yanıp tutuşuyor. Demokratik yöntemlerle iktidara gelmek yerine, darbeyle ülkenin yönetimini gasp etme hevesiyle hareket ediyorlar” dedi.

(Dikkat edin, o günden sonra olası iktidar değişikliği dile getirilirken; “…ama bu değişim demokratik seçimlerle olacak” gibi gereksiz bir yan cümle eklenmeden konuşulamaz oldu.)

05 Mayıs 2020: Yazar Ragıp Zarakolu bir yazısında “RTE’de bir Menderes travması vardı” demesi de iktidar çevrelerinde ‘darbe çığırtkanlığı’ olarak yorumlandı. Derhal suç duyurusunda bulunuldu.

10 Aralık 2020: CHP vekil Ali Mahir Başarır Tank Palet Fabrikası ile ilgili “Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin ordusu Katar’a satılmış” dedi. Savcılık derhal soruşturma başlattı.

30 Aralık 2020: CHP’li Fikri Sağlar “Ben yargılandığım zaman, türbanlı bir hâkimin karşısına gittiğimde benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getirebileceği konusunda kuşkum var. Nitekim de başıma da geldi” dedi. Derhal “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçlamasıyla adli soruşturma başlatıldı.

3 Ocak 2020: Gazeteci Can Ataklı “Darbe ihtimalini en az görenlerdenim. Darbe, hem de bugünün koşullarında darbe yapabilecek kabiliyet yok” dedi. Adli soruşturmalar başlatıldı.

4 Ocak 2021: Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ bir röportajında, “Eğer Menderes, 25 Mayıs 1960 günü Eskişehir’de erken seçim tarihini açıklasaydı, 27 Mayıs askeri darbesi büyük bir olasılıkla önlenebilirdi” dedi. Başbuğ hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla soruşturmalar başlatıldı.

6 Ocak 2021: İletişim Başkanı Fahrettin Altun “Darbe özlemi içerisinde olanların bu eşgüdümlü söylemleri hiç sürpriz değil.” dedi. Fikri Sağlar, İlker Başbuğ ve Can Ataklı hakkında 81 il ve 979 ilçe AKP teşkilatlarının ayrı ayrı suç duyurusunda bulunma kararı açıklandı.

Darbe Paranoyaları Gerçekten Var mı?

Son emekli amiraller açıklamasından sonra iktidarın sert tutumuna karşı medyada “AKP neden bu kadar hassas, bu darbe paranoyası neden kaynaklanıyor?” gibi sorular tartışılıyor. Bu tür yaklaşımlardaki temel varsayım, AKP iktidarının kendisine yönelik bir darbe paranoyası içinde olduğu yönünde. Bu sebeple içinde “iktidarın düşürülmesi, rejim değişimi ve askerler” gibi kavramlar geçen konularda iktidarın aşırı hassasiyet içinde olduğu söyleniyor.

Bana göre; iktidarın sebepsiz paranoya içinde olduğu türünden yaklaşımlar, gerçeği bütünlük içinde görememekten kaynaklı sığ değerlendirmelerdir. İktidarın darbe beklentisi, korku veya paranoyaları asla yok. Ellerindeki iktidar gücünü muhalefetin antidemokratik yöntemlerle ele geçirmesi gibi bir riskin bulunmadığını hepimizden iyi biliyorlar. Asker ve polis tüm güvenlik bürokrasisini, tüm devlet organlarını, yasama, yürütme ve yargı erklerini tamamen ellerinde tutmanın verdiği sağlam bir özgüvenleri var.

Ancak başka bir korkuları var (ki bunda da haksız değiller). Bu korku; kendilerine darbe yapılması olasılığından değil, iktidarın demokratik seçimler yoluyla el değiştirmesi riskinden kaynaklanmaktadır. Baskıcı ve antidemokratik tüm yöntemlere, eşit ve adil olmayan seçimlere rağmen iktidarın elden gitme riski iktidarı çok korkutuyor.

Bu yüzden, iktidarlarının mukadder gidişi ile “darbe girişimi” kavramları arasında zihinlerde bir eş anlam ilişkisi yaratmaya çalışıyorlar. Cumhur ittifakının iktidarı kaybının (zihinsel süreçlerde) bir darbe ile eş anlamlı algılanmasının altyapısını hazırlıyor gibiler. Ayrıca, ortada her an bir darbe olasılığı ve riski varmış gibi yapıp, siyasal tabanlarının buna inanmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Bu Çabalar İktidara Ne Ölçüde Yarar sağlar?

İktidar kendi yarattığı “darbe” söylentilerinden elbette bazı siyasal yararlar umuyor:

* Olmayan riskleri varmış gibi göstererek tabanda yaratılan korku ile, açıkça görülen dağılmayı tekrar bir kenetlenmeye dönüştürmeye çabalıyorlar.

* Muhalefeti şeytanlaştırarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Aslında siyasal avantajı ele geçirmiş olan muhalefet bu taktikler sonrası savunma pozisyonuna geçerek bir ölçüde bu tuzağa düşmekten kurtulamamış oluyor.

* Bu hamleleriyle, son kalıntılarını elleriyle yok ettikleri demokrasinin savunucusu payesini kapmaya çalışıyorlar. İyice daralttıkları meşru siyaset alanında kendilerinin aslında ne kadar demokrat olduklarını göstermek istiyorlar!

Kendi uydurdukları bu tür temelsiz iddiaların halkta karşılık bulamayacağını düşünüyor olabilirsiniz, ama durum maalesef pek öyle değil. Akla ziyan safsatalara inanan (hiç de azımsanamayacak oranda) seçmen kitlesi var ülkede! Onlar için kararsız seçmen tabanının bir kısmının aklını kurcalayan ve muhalefete yaklaşmalarını zorlaştıran her siyasal iletişim manevrası amacına ulaşmış sayılıyor.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir