http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ; GERÇEKTEN “HEZİMET” Mİ?

(12 Ocak 2018’de www.toplumsal.com.tr de yayımlandı)

Yazının başlığını okuyanlar hemen celallenmesin lütfen! “Ne demek hezimet mi, tabi ki öyle, döküldüğü ortada!” dediğinizi duyuyorum buradan. İşte bu yazı tam bu sebepten kaleme alındızaten.

Son onbeş yıl içinde Türk eğitim sisteminin planlı bir şekilde ve adım adım çağdaş, bilimsel ve laik temelden uzaklaştırıldığı çok açık.

Çocuklarımızın ve ülkemizin aydınlık geleceğinin aklın ve bilimin ışığında bir eğitim sistemi ile mümkün olacağını (aklını kiraya vermemiş) herkes biliyor. Zaten bunun tersi mümkün değil. Gerici bir eğitim anlayışı ile kalkınmış ve görece gelişmiş tek ülke örneği yok dünyada. Bu yüzden bu rasyonel temelden uzak ve inanç tabanlı eğitim sistemini reddediyoruz.

Peki iktidar bu çocukların özgür düşünme, araştırma ve sorgulama becerileri kazanmasını zaten istiyor mu ki? Sık sık değiştirilen,  ailelere saç baş yolduran ve başarısızlığı tescilli mevcut eğitim sisteminin temel amacı nedir?

İKTİDAR EĞİTİMLE NEDEN ÇOK UĞRAŞIYOR?

Peki iktidar niye bu kadar uğraşıyor bu eğitim sistemi ile. Boşuna değil, bir bildiği var ki uğraşıyor!

İnanç ve itaat temelli düşünen, demokrasi ve bireysel özgürlükler kültüründen uzak kuşakların yetişmesini arzuluyorlar. Kendilerinin uydurduğu temelsiz yeni tarih anlayışlarına uygun, modern dünyanın insani ortak değerlerinden bihaber, kolay yönetilecek nesiller istiyorlar.

Şanlı kurtuluş mücadelemizi kenara koyup, yeni kahramanlık öyküleri yazıyorlar. Gençlere tarihimizi öğrenmeleri için okumalarını ve araştırmalarını değil, Abdülhamit’in sözde hayatını anlatan kurgu dizileri tavsiye ediyorlar.

Cumhuriyet devrimlerinin gerçekte kimlere ve hangi zihniyete karşı yapıldığını bilmeyen, Atatürk’ü ve düşüncelerini kavrayamayan nesiller istiyorlar. Ulusal bayramların kutlanmasını bir şekilde engelleyip, aynı günlere sonradan icat edilen dini gün ve hafta kutlamaları koyuyorlar.

Hükümet her neyin mücadelesini veriyorsa bunun “Kurtuluş Savaşı” olduğu düşündürülen, şehitliğe özendirilen nesiller yetiştiriyorlar. Günlük siyasi çabalar “kutlu dava      “ diye belletiliyor.

İlk dile getirildiğinde ütopya gibi görülen “dindar ve kindar” nesiller yetiştirmek hedefi ancak eğitime el atmakla olurdu. Bunlar ve niceleri zaten “başarılı” bir şekilde yürütülüyor!

EĞİTİMDE “BAŞARI” İÇİN ÇOK ŞEY YAPTILAR!

İktidar bu amaçlarına ulaşmak için çok sıkı çalıştı. Her türlü eleştiriyi yok sayarak hem de. Aklına gelen her değişikliği denedi, yaptı ve yapıyor.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, eylül 2017’de bir beyanında, Türkiye’nin önceliğini eğitime verdiğini ifade etti ve “inanın çok şey yaptık. Yaptığımız o şeylerden birisi de eğitimde Türkiye’ye çağ atlattık” dedi. Şaka gibi değil mi, ama şaka yapmıyor adam, gayet ciddi.

Eğitimde koydukları hedeflere ulaşmada gerçekten de büyük ölçüde başarılı oldular. Bunu inkâr etmek haksızlık olur! Hedefleri neydi ve neleri başardılar, bunlara bakmadan peşin yargılamayalım!

En çok bakan değiştiren Bakanlık Milli Eğitim oldu. Liselere ve Üniversiteye giriş sınav sistemleri sayısını unuttuğumuz kadar değiştirildi.

Önce 4+4+4 eğitim sistemine 2012-2013 döneminde geçildi. “Yukarıdan bir yerden” gelen emirle Meclis’e sunulan bu tasarıdan Milli Eğitim Bakanı’nın bile haberi yoktu.

4+4+4’ün iki temel amacı vardı; birincisidaha önceden kapatılmış olan imam hatip okullarının orta kısımlarının açılması, ikincisi çocukların çok erken yaşta din eğitimini alabilmelerinin önünün açılması idi.

Daha önce 6 yaşınıdolduran çocuklar ilköğretime başlarkenbu yaş 60 aya (5 yaş) indirildi. Böyleceimam hatip ortaokuluna 4. sınıfı 9yaşında bitiren çocuğunbaşlaması sağlandı. Dini eğitimin mümkün olan en erken yaşta verilmesinin faydalarını çok iyi biliyorlardı çünkü. 9-10 yaşında ki türbanlı kız çocukları ile dolu sınıflar “eğitimde başarı” değil de neydi?

Felsefe grubu dersleri (mantık, sosyoloji, psikoloji ve felsefe) seçmeli yapıldı, çeşitli nedenlerle yapılan yönlendirmelerle bu dersler öğrencilere seçtirilmedi ve dersler fiilen kalktı. Yerine “zorunlu seçmeli” dini içerikli dersler kondu.

İmam hatip lisesi sayısı 2006-2015 yılları arasında 3.2 katına, öğrenci sayısı da 4.6 katına çıktı. İmam hatip lisesi sayısı son iki yılda da yüzde 27 artarak 2017-2018 öğretim yılında 1452’ye yükseldi. Bu okullar artık ”imam ve hatip” yetiştiren okullar olmaktan çıkmıştı zaten. Din eğitimi bütçesi yüzde 68 arttı. Bunlar başarı değil miydi?

İlk ve orta dereceli okullarda evrim kuramı eğitimi 2017 de kaldırıldı. Bilim ve fen dersleri kısaltıldı,içerik daha da sığlaştırıldı. Atatürk’le ilgili konular “sadeleştirildi”, İsmet İnönü tümden kaldırıldı. Din eğitimi içerikli (zorunlu veya seçmeli) derslerin sayısı ve ders saatleri artırıldı.

Cihat kavramı ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi olaylar müfredata eklendi.

Bunlar başarı değil de neydi?

DEĞERLER EĞİTİMİ UNUTULMADI!

Bunlar yeterli miydi, tabii ki hayır.

Bu dini dersler haricinde anaokullarından başlayarak tüm eğitim sistemine “milli ve yerli” değerlerin aksatılmadan verilmesi lazımdı. Geleceğe hazırlanan çocukların ve gençlerin bu çerçevede tam “formatlanması” elzemdi.

Haziran 2017 de yeni müfredatta inkılap tarihi ve Atatürkçülük dersinden fen bilgisi dersine, müzik dersinden matematik dersine kadar 15 temel eğitim dersinin içine “değerler eğitimi” yerleştirildi. Ana okulu çocukları bu eğitim kapsamında topluca camilere götürüldüler. 3-4 yaşındaki kız çocukları bir örnek kapatıldı, oğlan çocuklarına takkeler giydirildi.

Yeter mi, tabi ki yetmez!

Milli Eğitim Bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı ile birprotokol imzaladı. TÜRGEV ve Ensar Vakfı başta olmak üzere Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İHH, Furkan Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi dini vakıflarla da protokoller imzalandı. Bunlar okullardaçeşitli dini içerikli etkinlikler yapacaklardı.

Bu vakıflar ve Diyanet sadece okullarda değil evlere de giderek ailelere dini eğitim verecekti.

Ayrıca ilçe milli Eğitim Müdürlükleri tüm okullara emir yazı göndererek okul idarecileri, öğretmenler ve çocukların toplu olarak sabah namazına götürülmeleri için resmi yazılar yazıldı.

Orta okullarda küçük kız çocuklarının türbana teşvik edilmeleri için “kapanma partileri” düzenlendi.

Bunlardan daha iyi başarı mı olurdu?

SINAV SİSTEMLERİ ALLAK BULLAK

Yapılan çeşitli katsayı ve sistem değişiklikleri ile imam hatip okullarından mezun olan çocukların daha iyi liselere ve üniversitelere girişlerinin önü açılmaya çalışıldı. Teog sınavları gitgide da bu amaçla iyice kolaylaştırıldı. 2016 yılı TEOG sınavında 1531 öğrenci tüm soruları doğru yaparak birinci olurken 2017’de bu sayı birden 15 bin oldu.

İmam hatipler okul sayısının artmasına ve tüm özendirici promosyonlara karşın son iki yıldabu okullarda öğrencisi sayısı yüzde 9 buçuk azaldı. Mecbur bırakılmadıkça veliler bu okulları pek tercih etmiyorlardı. O halde biraz “mecbur” bırakılmaları gerekiyordu.

Bu soruna bir çözüm olacağı düşünüldü ki Cumhurbaşkanı Erdoğan eylül 2017’de “biz TEOG’la mı geldik?” dedi ve bu sınavı kaldırttı.

İmam hatiplerin başarı seviyesi yükseltilemiyorsa ne yapılmalı? Daha başarılı ortaokul ve liselerin başarıları aşağı çekilir, böylece eşitlik sağlanır, olur biter! Olur mu böyle şey demeyin, oldu bile. Dini eğitimin yaygınlaştırılması amacı uğruna tüm eğitim sisteminin başarısı heba edilebilirdi ve edildi.

En başarılı öğrencilerin seçilerek alındığı “proje okullar”ın başarılı idarecilerinin ve liyakatli eğiticileri görevden alındı. Bu seçkin okulların “özel seçilmiş” kadrolara emanet edilmesi de bu amaçla doğrudan ilgilidir.

ULUSLARARASI PISA TESTİ SONUÇLARI

Okullarda ki eğitim kalitesinin ve başarı oranının ulusal ve uluslararası kriterlere göre gitgide düştüğü ortadadır. PISA (Programmefor International StudentAssessment) Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programıdır. 72 ülkede üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencilerin başarısını sınamaktadır. Ülke içerisindeki her bölgeden homojenliği yansıtacak şekilde öğrenci seçilir.

Bu test, dünya da oldukça ciddiye alınmaktadır. Bu sonuçlar ülkenin eğitim performansının objektif bir yansımasıdır. Türkiye’nin son yıllarda bu grafikte düzenli bir iniş eğilimi sergilemesi sanırız tesadüf değildir.

Türkiye’deki öğrenciler bilim, matematik ve kendi dilinde okuma ve anlamada OECD ortalamasının altında kaldı.

Türkiye 72 ülke arasında (2016 yılında) bilimde 52. sırada, matematikte 49. sırada, kendi dilinde okuduğunu anlamada 50. sırada yer aldı. Önceki testlere göre de performansımız oldukça gerilemişti.

Milli Eğitim Bakanı Yılmaz PİSA sonuçları için “sadece Fen Lisesi’ndeki öğrencilerimiz girmiş olsaydı, bugün aldığımız dereceden çok daha iyi alırdık.” dedi. Bu da şaka gibi tabi.

NEREDEN NERELERE GELİNDİ

Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan 52 ülke arasında yönünü medeniyete ve bilime çeviren tek örnek ülke Türkiye idi.Bu batılılaşma ve gelişme tabi ki Atatürk’ün başlattığı devrimler sayesinde olmuştur.

Son 15 yıllık karşı devrim maalesef büyük ölçüde başarılı oldu. “Yeni Türkiye” anlayışı köklerini daha iyi salmak için yoğun bir çaba içinde. Eğitim sistemi de bundan nasibini alıyor tabi ki.

Örgütlü cehalet, toplumun mutlu geleceğinin ancak bilimin ışığında bir aydınlanma ile olabileceğini kavrayamıyor.Bu gerçeği kavrayabilecek bakışa ve birikime sahip değiller ne yazık ki.

İktidarını herşeye rağmen sürdürmek isteyenler tabi ki bu cehaleti gittiği yere kadar körükleyecektir (“cahilin feraseti” övgüsünü anımsayalım). İktidarlarını mümkün olabildiğince sürdürmek isteyenler, “Ulusal kalkınma ve refah olmasa da olur, yeter ki ben durayım” diyebilir. İktidara “mahkum olmak” böyle bir şey işte!

Eğitimde gerici dönüşümler sırf bu sebeplerden ısrarla sürdürülmektedir.

Atatürk ne demişti, “benim sözlerim bilimle ters düşerse bilime inanın”.

İnanç temelli dünya görüşü ve dinci eğitimle kalkınmış, dünyada tek devlet örneği yoktur ve olmayacağı açıktır.

Bu yüzden, bize göre ülkenin hali gibi eğitimin hali de fecidir. Bu olumsuz gidişin tersine döndürülmesi şimdilik çok güç görülmektedir. Bu gerileşme ülke adına oldukça uzun kayıp yıllara mal olacaktır.

İktidar sahipleri ise, mevcut kazanımlarına göre maalesef oldukça başarılıdırlar.

SONUÇ: İşte böylesi bir “yaman çelişki” nin kurbanı bu güzelim ülkenin evlatları ve geleceğimiz.

12.01.2018

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir