(Bu yazı 17 Ocak 2018’de www.toplumsal.com.tr de yayımlandı)
Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan 15 Ocak günü düzenlediği basın toplantısıyla Kanal İstanbul projesine ilişkin detayları açıkladı. 65 milyar TL’likbu yatırımın güzergahı olarak 45 kilometrelik Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu koridoru tespit edilmiş.
Bu “çılgın proje” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken 2011 yılı seçim kampanyası çerçevesinde açıklanmıştı ilk kez. Daha önce “keşke şöyle bir kanalımız olsa” diye halktan bir talep olduğunu duydunuz mu hiç?
Projenin ayrıntıları ile ilgili detaylara yayımlanan haberlerden ulaşmak mümkün. Yazımızın konusu bu değil. Biz burada, bu projenin ülkenin hangi (acil veya değil) ihtiyacına çözüm getireceği, ilk açıklandıktan yedi yıl sonra neden ısrarla sürdürüldüğü konularına yanıt bulmaya çalışacağız.
Bu proje, AKP hükümetleri işbaşına geldiğinden beri devam eden büyük yatırımlarının bir parçası. Önce bölünmüş yollarla başlayıp sonra otoyollar, boğaza 3. Köprü, Marmaray tüp geçidi, İzmit Körfezine köprü, İstanbul’a 3. Havalimanı ve şehir hastaneleri gibi. Bilindiği gibi (işletilmekte olan) bu yatırımlar sürekli zarar ediyor, hazine (yani vatandaş) zararı karşılıyor. Şimdi de Türk toplumunun hangi önemli ihtiyacını karşılayacağı anlaşılamayan Kanal İstanbul Projesi.
Saydığımız bu büyük yatırımların ülke açısından önemli ekonomik kazanımlar oldukları açık. Zaten AKP de bu yatırımları seçim propagandalarında son derece etkili bir şekilde kullanmakta ve vatandaşı bu şekilde önemli ölçüde etkilemektedir. Bu büyük yatırımların kesintisiz sürmesinin, sundukları hizmetler ve avantajlarının ötesinde çok daha önemli işlevleri var iktidar açısından. İşte oldukça önemli bu hususu biraz açmakta fayda var.
HER İKTİDAR KENDİ SERMAYEDARINI NEDEN YARATIYOR?
Ülkemizde uzun dönem iktidarda kalan hükümetlerin kendi sermayedar guruplarını yarattıkları ve geliştirdikleri bilinir. Önce Menderes ve Demokrat Parti dönemi zenginleri, 12 Eylül sonrası Özal dönemi zenginleri ve son olarak AKP döneminde palazlanan ve çok büyük güç elde eden bir avuç sermayedar.
Son on beş yılda devasa olarak büyüyen bu sermaye gurubu, önce ki dönem sermaye guruplarından çok farklı. Bahsettiğimiz bütün bu büyük projeler bu az sayıda ki şirketler tarafından yürütülüyor. Adı “ihale” olan bu projeler ne yapıp edilip bu şirketlere bir şekilde veriliyor. İktidar destekli olduğu söylenen bu şirketler dışında, ülkenin diğer köklü ve büyük şirketleri yanına bile yaklaşamıyor bu büyük ihalelerin.
Uzun zamandır kentsel rant ve inşaata dayalı ekonomik büyüme modeli iyi kötü istihdam ve ekonominin canlılığını sağladı. Bu dönemlerde sanayi üretimine, tarıma, teknolojik gelişmeye, ihracata, istihdama dönük pek elle tutulur gelişme sağlanamadı. Üretim ve ihracat yeterli olmadığı için cari çok yükseldi. İyi kötü işleyen, istihdam ve ekonomide bir ölçüde canlılık sağlayan inşaat sektörü dışında kısa dönemde ülke ekonomisini çevirebilecek başka bir ekonomi dinamiğiyaratılamadı. Bu sebeple inşaat ve büyük yapı projelerinin kesintisiz devamı gerekiyordu.
Büyük projelerin hayata geçirilmesinde tüm dünyada uygulanan iki temel yöntem var;
Birincisi doğrudan devlet eliyle, kamu kaynakları ile yapılıp işletme gelirinin hazineye zaman içinde geri dönmesi yöntemi. Ülkemizin bütçesinin bu büyük projeleri karşılamayacağı iyi biliniyor. Devlet dış borçlanma ile kredi alarak bu projelere girişirse, hazine borcu devasa büyümüş görüneceğinden bu yöntem uzun zamandır tercih edilmiyor.
İkinci yöntem ise, özel sektörün dış borçlanma ile bu büyük projeleri gerçekleştirmesi. Böyle devasa kredileri de dış bankalar öyle kolay vermiyor.
AKP hükümetleri bir üçüncü yol buldular; özel sermayenin hazine garantili dış borçlanması. Aslında bu krediler doğrudan devletin borcu gibidir.
Peki neden bu 3. yöntem ve sürekliinşaat sektörüne dayalı kalkınma tercih ediliyor? Bize göre açıklamaya çalışalım sebeplerini;
BİR TAŞLA KUŞ SÜRÜSÜ VURMAK ŞÖYLE OLUYOR:
Devlet dış borçları olarak görülmüyor : Bu dış krediler (kağıt üstünde) devlet dış hazinesinin dış borcu.
Aşırı maliyetler önemsenmiyor: Devletin hazinesinden hemen (seçin) para çıkmadığı için, projelerin dünya standartlarına göre çok çok daha pahalıya mal olacağını ve yüksek kar marjı önemsenmiyor. Özel sektöre büyük ve haksız kaynak aktarımı sorunu kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor.
Geçici Gerekenler : Bu inşaatlarda birkaç sene boyunca binlerce insan çalışıyor. Geçici dönem gerek sorununu gidermektedir.
İnşaat yan sanayi de gelişiyor : Bu büyük projelerden bir tanesi “seçtiğiniz” sermayeeye büyük kaynaklar aktarmaya, bunun yanında inşaat yan sanayi, taşımacılık gibi sektörlerle proje.
Piyasaya sıcak para giriyor: Uzun dönem ödemeli dış neden sıcak para, bugün saydığımız yollardan iç piyasaya giriyor, ekonomide canlılık ve geçici rahatlama altında. Günü kurtarma üzerine kurulu başarılı yönetimim veriyor.
Yapımcı müteahhit risk taşımacılığı: Öyle bir yatırım düşünün ki, sermayeyi devlet garantisi ile dış bankalar veriyor, işi bitirdiğinde işletme zaten sende. Devlet geliri devletin taahhüt ettiği aylık getiriyi sağlamıyorsa devlet bütçeden farkı ödüyor. Sıfır riskli ballı-kaymaklı bir iş değil mi? Kim olsa yapar. Abartı yok, işler tam böyle yürüyor.
“ Büyütülen sermaye” bu iyiliği “karşılıksız bırakmıyor”: Bu şekilde büyük paralar kazanan sermayenin, bu imkanını göre “bahşeden” lere (çeşitli şekillerde) destek olmayacağı düşünebilir mi? Alınan işin hacmine göre belirli yüzdelerin karar vermesini (ama yalansa günahı söyleyenlerin boynuna!) En çok, seçim dönemlerinde halkın üçe-beşe bakılmadığı, büyük paraların harcandığı olmadığını mu? Devasa seçim kampanyaları, afişlerle pankartlarla gökdelen giydirmeleri, yüzbinlerin meydanlara toplanmaları, bunlara ikramlar ve diğer kampanyaların nasıl karşılanacak ki? “Malum tapeler” de milletin anasını hayırla anan (!) Gereklidirdamları tek başına mı götürecek bu ballı börekleri? Tam bir “kazan-kazan (kazan-kazan)” sistemi değil mi?
Seçimlerde Etkili propaganda aracı oluyor: “yasaklar, yolsuzluklar ettik yoksulluk” sorunlarini gidermek Için Contents gelen AKP bu Sorunları gidermek Yerine büyüttü. Ama seçmeli evire çevire kullandı ve ciddi şekilde oya çevirdiği ana tema bu projeler, yollar, köprüler oldu. AKP den esirgemedi. “Zamanemizin olduğu çok kıskanıldığını” düşünen saf ve temiz vatandaşımız oyunu düşünün.
AKP iktidarları büyük projelerin (burada sayılan ve sayamadığımız) getirilerini çok iyi hesapladı ve değerlendirmekdi. Bu sebeplerle benzerbüyük projelerini bir şekilde sürdürmektedir ve buna göre değişir .
Şimdi, baştaki sorumuzun yanıtını vermiş olduk. Kanal İstanbul projesinin niçin inatla gerçekleştirmek için daha iyi anlaşılıyor değil mi bu değerlendirmeler ışığında?
BÜYÜK PROJELER NASIL HAYATA GEÇER?
Olumsuz çevresel etkileri çok ciddi olacak bu devasa proje için her türlü fizibilite yapıldı diyor iktidar. Yaptıkları yapacaklarının teminatı ise, biliyoruz onların “fizibilite” den ne anla(ma)dıklarını!
Bu işler şöyle yürüyor; Önce ne tür bir proje yapılacağı üst mevkilerde kararlaştırılır.Lider helikopterle gezerek uygulamanın nereye yapılacağını belirler. Sonra fizibilite yapıcılar bu amaca uygun çevre etütlerini filan bir şekilde “uydurur”. Uymasa da sorun olmaz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kararı ile şıppadanak ‘ÇED raporu gerekli değildir” kararı verilir, iş böylece kılıfına uydurulur, olur biter.
Diğer teferruatlar ve ayak bağları ile uğraşacak halleri yok ya! Her şeyi bilene bir şey öğretilebilir mi? Ne hadlerine!
Ayrıca Bakanlar Kurulu tarafından (proje 7 yıl beklerken acelesi yoktur ama)“acele kamulaştırma” kararı da alınır ki, arazi sahiplerinin itirazları ayak bağı olmasın.
2015 yılında Danıştay Hükümetin 3. Havalimanı için aldığı ‘acele kamulaştırma’ kararını durdurmuştu güya. Ama ne oldu, inşaat hız kesmeden devam etti. Böyle basit engeller büyük hedeflere ulaşmaya engel olamazdı çünkü! Zaten yargı (bilindiği gibi) böylesi lüzumsuz engeller çıkartmayacak şekilde dizayn edildi çoktan.
Toplumun geleceğini ve ülkeyi ilgilendiren böylesi büyük bir projede Üniversitelerin, deniz ekolojisi bilim insanlarının, ilgili (mimarlar-mühendisler vb.) meslek odalarının, uluslararası hukuk uzmanlarının, ilgili kuruluşların ve kamuoyunun bilgisine başvurulması, tartışılması gerekmez miydi? Safça bir soruydu, farkındayım, geri çektim sorumu!
PROJENİN CİDDİ SAKINCALARI
Bu projenin gerçekleşmesi halinde oluşacak çok ciddi zararlar ayrı ayrı inceleme konusudur ama, kısaca değinecek olursak;
- Telafisi olamayacak çevresel-ekolojik zararları olacak (bu konuda ciddi bilimsel öngörüler yapıldı, raporlar yazıldı, ama dikkate alınmadı),
- Kuzey ormanlarından geride kalanları da bitirecek,
- Haksız yere büyük sermayeye çok büyük rantlar aktarılacak,
- Toplumun hemen hiçbir gereksinimini karşılamayacak,
- Montrö antlaşması gereği İstanbul boğazı uluslararası gemiler tarafından kullanılmaya devam edecek, yabancı gemilerden geçiş ücreti alma beklentisi gerçekleşemeyecek,
- Beklenen ekonomik getiriyi sağlaması ütopyadır,yatırımın getirisi bu borcu karşılamaya yetmeyecek,
- 65 milyar TL çok devasa bir bütçe, bu borcu yine hazine, yani bizler ödeyeceğiz. Çocuklarımızdan sonra torunlarımızı da gereksiz yere büyük borç altına sokulacak.
SONUÇ: Üretim ekonomisi yerine inşaata dayalı ekonomik çarkı döndüreceğiz diye, ekolojinin ve geleceğimizin heba edilmesi reva mıdır?

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı

