polisin halka şiddeti artıyor

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Polis Şiddeti Neden Artıyor?

(Bu yazı 30.05.2020’de odatv.com’da yayımlanmıştır)

Son günlerde sosyal medya ve haber kaynaklarında polisin hukuk dışı, gereksiz ve orantısız güç kullanımına ilişkin görüntü paylaşımları çoğaldı. Yakın döneme baktığımızda, Adana Seyhan’da polisin Suriyeli bir genci vurarak öldürmesi sonrasında son örnekler Edirne, Zeytinburnu, Kadıköy, Eyüp, Çorlu’da vb. yurdun birçok yerinde görüldü. Arzu edenlerin internetten kolayca ulaşabildiği bu olayların detaylarına girmeyeceğim. İnsanların evlerinde oldukları bu pandemi günlerinde cep telefonları ile balkonlardan, camlardan çekilen bu kayıtlar kaygıyla ve ibretle izleniyor.

Sokaktaki kolluk güçlerinin vatandaşlara kaba ve şiddete varan sert müdahalelerinin git gide daha yaygın hale gelmesi tesadüf olarak görülemez ve irdelenmeye muhtaçtır. Ben de eski bir kolluk amiri ve güvenlik bürokrasisi yöneticisi olarak konuyu irdelemeye çalışacağım.

Son olarak Çorlu’da yaşanan bir olay üzerine İçişleri Bakan Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü bir açıklama yaptı. Bu tür haber ve paylaşımların artması; polis şiddetinin daha sık görünür olması olarak değil de, emniyet teşkilatını yıpratmaya yönelik teyitsiz haberler ve “provokatif bir kampanya” olarak değerlendirildi. Konuyu ekranlara taşıyan haber kanalı için “malum ‘Tele 1’ adlı televizyon kanalı Polis Teşkilatımızı haksız yere itham etmiştir” denildi. Oysa ‘Tele 1 kanalı olayı sadece haber çerçevesinde sunmuştu, teşkilatın topyekûn ve haksız ithamı söz konusu değildi. Bu tür resmi açıklamalar konuya ‘yukarılardan’ bakışın ipuçlarını veriyordu bize.

İnsanlarda Öfke ve Şiddetin Sebepleri

Her durumda profesyonel soğukkanlılığını elden yitirmemesi gereken kolluk görevlilerin tüm bu olaylarda öfkelerini kontrol edemedikleri görülmektedir. Şu gerçeği hatırlamakta yarar var; tüm insanlar iyilikleri ve kötülükleri az veya çok, içlerinde barındırırlar. Hepimiz aldığımız eğitim, görgü kuralları, ahlak, inanç, ceza veya dışlanma kaygısı, toplumsal normlar ve beklentiler gereği içimizdeki iyilikleri öne çıkarmaya, kötülükleri baskılamaya çabalarız.

Öfke ve bunun sonucunda az-çok şiddet duygusu tüm insanlarda bir şekilde oluşuyor. Öfke kontrolü ve öfkenin oluşturduğu agresyon duygusu ile baş etmek her kes için çok kolay olmuyor. Çevremizdeki değişik karakterlerdeki insanları göz önüne getirince kimisini daha sakin ve uyumlu, kimisini de daha agresif, kavgacı ve şiddete eğimli olarak tanımlarız. Toplumumuzun genelinde öfke davranışlarının ve saldırgan eğilimlerin gitgide arttığı gerçeği sosyal medyaya, haberlere, güncel gözlemlere ve tüm istatistiklere yansıyor.

İktidarla Birlikte Toplum da Otoriterleşti

Toplumun duygusal profilindeki bu sertlik siyasal ilişkiler ve iletişimde de görülüyor. Aslında toplumdaki bu duygusal sertlik büyük ölçüde siyaset dilinin sertleşmesinden kaynaklanıyor. İçerisinde şiddet duyguları da barındıran sert siyasal ve toplumsal kutuplaşmaların toplum içindeki huzur, barış ve uzlaşma kültürünü nedeyse yok eder düzeye geldiğini herkes görüyor. Toplum adeta barut fıçısı gibi, en sıradan konularda sokakta veya trafikte başlayan sert tartışmalar anında büyük kavgalara dönüşebiliyor. (10 Nisan gecesi, sokağa çıkma yasağının iki saat önce açıklanması sonrasında marketlere hücum eden kalabalıkların sert kavga görüntülerini hatırlayalım.)

Siyasal iktidar geleceğini demokrasiden uzaklaşma ve otoriterleşmede görürken toplumda da otorite kültürü büyük ölçüde gelişti. Otoriteye ve güce sorgusuz itaat eden insanlar güç kullanımının gerekliliğine inandıklarından, bu kişiler de kendi “güç” alanlarını inşa etme eğiliminde oluyorlar. Kendilerine atfettikleri bu gücü gerektiğinde kullan(a)mamak ise zafiyet ve acziyet olarak görülüyor. Kolluğun aşırı güç kullanma eğilimi de büyük ölçüde bu anlayıştan kaynaklanıyor. Böylece toplumda oluşan güçler hiyerarşisi içinde, kendini görece yukarıda tanımlayan kişiler (ve kamu görevlileri) daha altta gördüklerine güç uygulama hakkını kendilerinde görebiliyorlar.

Kolluğun Şiddete Eğilimi Neden Artıyor?

Kolluk güçlerinde şiddet eğiliminin artmasının sebepleri tahlil edilirken, yukarıda ele aldığım toplumsal ve siyasal yaşamdaki kutuplaşma ve sertleşmelerin önemli etkenler olduğu görülüyor. Diğer önemli bir sebep de; otoriterleşme ile birlikte evrensel hukuktan, temel insan hak ve özgürlüklerinden uzaklaşma ile ilgilidir.

Devlet yönetiminde en üstlerden itibaren sınırsız güç kullanma, hukuku yok sayma ve hesap vermeme eğilimleri meşrulaştırılınca, gücünü kamu idaresinden alan daha alt birimlerde de bunun yansımaları illaki görülüyor. Kamu yönetimi; hukukun üstünlüğüne, bağımsız yargıya, şeffaflığa, hesap verilebilirliğe, anayasaya ve güçler ayrılığı temel esaslarına dayanmazsa, en üstten en alta kadar tüm yönetim unsurlarında az veya çok keyfilik eğilimleri mutlaka ortaya çıkacaktır.

Kamu gücünü zor kullanma yetkisi ile birlikte donanmış olan kolluk, bu gücünün yasal sınırlarını artık çok da önemsemez duruma gelebilmektedir. Yasalarla verilen zor kullanma yetkisinin açıkça belirlenmiş koşulları, bu aşamadan sonra gereksiz ayak bağı olarak görülebilmektedir.

Kadıköy’de bir polis memurunun tokatladığı kurye “senin bana vurman doğru mu abi” dediğinde polisin “doğru, çünkü ben ona karar verdim” demesi işte tam da bu yüzdendir. Bu anlayışa göre kamu otoritesi bir karar verir ve uygular, mutlaka bir bildiği vardır! Bunun için uygulamanın muhataplarına önceden sormaya veya sonradan hesabını vermeye ihtiyacı da zamanı da yoktur zaten!

Bu olayların çoğalmasında etkenler sadece bu çizdiğim çerçeve ile sınırlı değildir kuşkusuz. Son yıllarda personel alımında partizanlaşma ve liyakatten uzaklaşma, genel anlamda polis eğitim kalitesindeki düşüş dikkat çekmektedir. Ayrıca, Polis Koleji ve Akademisinin kapatılarak polis amirlerinin eğitimlerinin son derece yetersiz hale getirilmesi, personel denetiminde ve ödül-ceza sistemindeki eksiklikler de önemlidir. Çok sayıda eğitimsiz bekçi alımı ve bunların yetkilerindeki kafa karışıklıkları, personelin pandemi sürecindeki iş yükünün artması vb. birçok yan etken de sayılabilir.

Vatandaştan Mutlak İtaat Bekleniyor

Otorite ve güç kullanımı ayrıcalığı, bunu kullanan kişiye çok daha güçlü ve hesap sorulamaz olduğu hissini verebilir. Böylece kolluk, kullandığı kamu otoritesini zaman içinde kişisel gücü gibi algılama eğilimine girebilir. Bu gücün ve otoritenin sorgulandığı ya da küçümsendiği duygusu kolluğu bazen öfkelendiriyor. Öfkenin giderilmesi çabası da çoğu zaman yüksek sesle bağırmaya ve devamında açıktan şiddete dönüşebiliyor.

Özellikle öfke kontrolü zayıf ve çoğunlukla genç yaşlardaki kolluk personelinde yaygın olarak; “devlet beni kolluk olarak güç kullanmak dahil bir sürü yetkiyle donatmış, sen sıradan bir vatandaş olarak benim bu otoritemi nasıl sorgulamaya kalkışırsın” anlayışının oluştuğu gözlemlenmektedir. Vatandaşın derhal itaat davranışı göstermeyip itirazı, sözlü veya fiziksel direnmesi bu sebeplerle kolluktan aşırı sert tepki görmesine neden olabiliyor. Daha da ötesi, şiddete uğramış vatandaş “polise mukavemet ve fiziksel saldırı” suçundan mahkemeye sevk edilip tutuklanmaları da sağlanabiliyor. Haksız saldırıya karşı oluşabilecek kişinin yasal meşru müdafaa hakkı kolluk karşısında geçersiz görülüyor.

Son yaşadığımız sert örnekler genelde sokağa çıkma yasağı ihlallerinde görülüyor. Yani ortada kişi ve kamu güvenliğini doğrudan riske eden ağır eylemler de yok. Kolluğun kullandığı ölçüsüz güç temel hak ve özgürlük talep edenlere, marijial ve muhalif görülen kişi veya gruplara yönelik olduğunda sonuçların çok daha sert olduğu görülüyor. Kendisini vatansever, karşısındakileri ise düşman gibi görme eğiliminde olan bazı görevlilerin, cezasızlıktan emin şekilde elinin ayarını (!) iyice kaçırabildiği çok kez görüldü.

İdare Bu Olayları Ciddiyetle soruşturuyor mu?

Özellikle 2013’de yaşanan gezi eylemleri sonrası dikkat çeken kolluğun yersiz ve aşırıya kaçan güç kullanma eğiliminin, 15 Temmuz sonrasında daha da arttığı gözlemlenmektedir. Bu özel dönemlerde idarenin göreceli artan hoşgörüsü kolluk personelinde “cezasızlık” duygusunun oluşmasına katkı sağlamaktadır. Yönetenlerin bu yaklaşımları sonucunda, personelin disiplin alışkanlıklarının zamanla olumsuz yönde değiştiği görülmektedir.

Hata yapan kamu görevlisinin eyleminin lanse olmasını “ idarenin zafiyetinin görünür olması” olarak algılayan yöneticiler öncelikle olayları örtbas etme eğilime girebiliyorlar. Olaylar  tanık ve delillerle ortada ise ve üstelik kamuoyuna yansımışsa, şikâyetçiler kararlılıklarından geri adım atmazlarsa ve üstelik kamera görüntüleri de varsa, soruşturmalardan belirli ölçüde sonuçlar alınabildiği görülmektedir. Cep telefonu ile çekim yapan kişileri polisin engelleme çabaları ve bunlara sert müdahaleye yönelmesi işte bu yüzdendir.

İdare bu tür paylaşımların artmasını “Emniyet Teşkilatını yıpratmaya yönelik provokatif bir kampanya” olarak değerlendirdiği sürece bu tür olayların azalmayacağı anlaşılmalıdır. iktidarın, mülki makamların ve kolluk yöneticilerinin böylesi hukuk dışı sertlikleri asla onaylamadıkları, ilgililer hakkında hukukun gerektirdiği adli ve disiplin soruşturmalarının ciddiyetle yapılacağı çalışanlara ve kamuoyuna yüksek sesle söylenmelidir. Bu kararlılık vurgulandığında ve yaptırımları ciddi olarak uygulandığında, benzer olayların derhal minimize olacağı görülecektir.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir