21 Şubat 2018’de www.toplumsal.com da yayımlandı
Geçtiğimiz hafta Adana’da yaşanan, 4 buçuk yaşındaki kız çocuğuna akla sığmayacak iğrenç tecavüz olayı, ardından cemaat yurdunda kalan 14 yaşındaki bir erkek çocuğuna babasının cinsel istismarı olaylarının sosyal medyada yaygın şekilde ele alınmasının ardından devlet yöneticileri de artık konuya sessiz kalamadılar.
Benzer olaylar daha önceleri de çok sık şekilde haberlere konu olurken ve iktidar yöneticileri bu feryatları duymazdan gelirlerken, bu son olaya artık kulak tıkayamadıkları görülüyor.
Konu ile ilgili Cumhurbaşkanı ve Hükümet sözcüsünün açıklamalarına değinmeden, ülkemizin içler acısı durumun öncelikle bir fotoğrafını koyalım ortaya.
ÇOCUK İSTİSMARI YÜZDE 700 ARTTI
* Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği ve Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi 2016 yılı çocuk istismarı raporuna göre son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı ve 10 yılda 300 bin istismar vakası yaşandı.
* Çocuk tecavüzlerinin sadece yüzde 5’i ortaya çıkıyor, ensest vakalarının ise ancak binde 1’i ortaya çıkıyor.
* İstismarcıların yüzde 66’sı akraba, komşu gibi çocuğun tanıdığı kişiler.
* Adliyelerdeki her 4 tecavüz davasından biri çocuklarla ilgili.
* Adalet Bakanlığının 2015 verilerine göre yılda ortalama 17 bin istismar davası açılıyor, bu davaların yüzde 45’i mahkumiyetle sonuçlanmıyor!
* 2016’da adli tıbba gelen çocuk cinsel istismar vaka sayısı 40 binden fazla. Bunun sadece 13 bini (yüzde 32’si) ceza aldı, geri kalan yüzde 68’i beraat etti.
* Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3’üncü sırada. Her 6 erkek çocuktan 1’i cinsel istismara uğruyor. Burada 11 yaşından küçüklerin oranı, yüzde 70.
* Türkiye’de kadınların yüzde 45’i, erkeklerin yüzde 10’u çocukluklarında en az bir kez cinsel istismara maruz kalmış.
İSTİSMARI ÖNLEMEK BİR YANA TEŞVİK EDEN ADIMLAR!
* Anayasa Mahkemesi bir yasa iptaliyle “Çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesi”nin önünü açtı.
* 2016 kasım ayında çocuk istismarcılarının evlilik yoluyla cezasız bırakılmasını öngören bir önerge AKP Hükümeti eliyle Meclise getirildi. Önerge, halkın tepkileriyle geri püskürtüldü.
* 2017 mayıs ayında “çocuk istismarının önlenmesi için hazırlanan araştırma önergesi”, AKP milletvekillerinin oy çokluğu ile reddedildi.
* Çocuk hakları aktivistleri, vekiller ve avukatlar ise çözümün yine bir komisyon kurulması ve “cezaların arttırılması” olmadığını, esasen uygulamadaki ciddi sorunların ve eksiklerin giderilmesi gerektiğini söylüyorlar.
ERDOĞAN ZİNA KONUSUNU DA ÇOCUK İSTİSMARI İLE AYNI KEFEYE KOYDU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 20 Ocak 2018 Salı günkü parti gurup toplantısı konuşmasında çocuk istismarının önlenmesine yönelik yapılacak yasal düzenlemelere ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan ayrıca, zina konusunun yeniden gündeme geleceğini belirterek “zina konusunun da yeniden ele alınmasının çok çok isabetli olacağı düşüncesindeyim. Çünkü bu toplumun manevi değerler noktasında farklı bir konumu var. Biz AB sürecinde, bu bir özeleştiridir onu söylemek zorundayım, bu konuda bir yanlışımız oldu ki zina ile ilgili düzenlemeyi de yapmak suretiyle bu tacizler vesaire bunları belki de aynı kapsam içerisinde değerlendirmemiz lazım. Bu, Türkiye’nin bir defa Batı ülkelerinin birçoğundan farklı bir konumda olduğunu gündeme getirmesi bakımından önemli.” dedi.
Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da yaptığı açıklamada çocuk istismarları konusunda hükümet bünyesinde altı bakandan oluşan bir istismar komisyonu kurulduğunu açıkladı ve “12 yaşı doldurmamış olan çocuklarımıza dönük suçlarla ilgili ayrı cezai yaptırımlar getirilebilecek, başka da düzenlemeler mutlaka bu rapor sonucunda hayata geçirilecektir” diye konuştu.
ZİNAYA CEZA KONUSU BÖYLECE YENİDEN GÜNDEME ALINIYOR
Devlet bu yaygın ve ciddi soruna el attı artık diye bir nebze umutlanmamız gerekirken öyle olmadı.
İlk yapılan açıklamalara bakarsak, Cumhurbaşkanı ve Hükümetin “çocukların cinsel istismarı” sorununa çözüm çalışmaları içine “zina” konusunu da katmalarının sebebinin, bu konudaki dikkati başka yere (inanç noktasına) çekmek olduğu değerlendiriliyor.
Bir tarafta yürek yakan, iç parçalayan, insanın aklının alamayacağı kadar insanlık dışı “çocuğa tecavüz” konusu varken, bu konunun içine (ahlaken ve inançlar gereği doğru bulunmayan ama) iki yetişkinin kendi rızaları ile cinsellik paylaşımları konusu karıştırılıyor. Bu iki çok farklı eylemi birbirine yakın mahiyette ve ağırlıkta görmek ve aynı yasal düzenleme çerçevesinde ele almak nasıl bir yaklaşımın ürünü olabilir ki? Bir tarafta (tüm kültürlere ve yasalara göre) ağır bir insanlık suçu, diğer tarafta yetişkinlerin karşılıklı rızaları ile yaptıkları ahlaka (belki de asıl önemlisi inanca) aykırı cinsellik.
“YOBAZLARIN CİNSELLİK ALGILARI VE TEHLİKEDEKİ ÇOCUKLAR”
Bu köşede yayımlanan 9 ocak 2018 tarihli “Yobazların Cinsellik Algıları Ve Tehlikedeki Çocuklar” başlıklı yazımda benzer konuları ele almıştım. Okumayanların okumalarını öneririm. Fakat şimdi bu durum çok farklı bir noktaya evrildi.
Bize göre sorunun temel sebepleri şöyle sıralanabilir:
* 16 yıldır ülkeyi yönetenler evlilik, cinsellik, sosyal ilişkiler çerçevesindeki konulara bilimsel çerçeve ve medeni dünyanın sosyal algılarının ötesinde, temelde “inanç ekseninden” bakıyorlar.
* Bu anlayışa göre cinsellik evlenene kadar bastırılması gereken tehlikeli bir dürtü ve davranış. Bu sebeple kadının-erkeğin (çocuk da olsalar) birbirlerine yakınlaşma ve sosyalleşme olanaklarının en aza indirilmesi, kadının öncelikle örtünmesi ve sosyal hayattın çok da içinde olmaması gerekiyor.
* Bu iktidar, başta Diyanet olmak üzere, dini cemaatler ve hatta Milli Eğitim sistemi marifeti ile, toplumu din çerçevesinde yeniden forma sokmaya yoğun çaba sarf ediyor. Okullarda çocuklara yetişkin kadın-erkek muamelesi yapılıyor, ilkokullarda bile kız çocukları baş örtmeye teşvik ediliyor, kız-erkek çocukların bir arada sosyalleşmeleri büyük ölçüde engellenmeye çalışılıyor.
* Erkek ve kadınlarda cinselliğe hazır olma durumu olarak ergenleşme, yani ‘buluğ’a erme”yeterli kabul ediliyor. Kızların 9, erkeklerin ise 12 yaşına basmaları halinde buluğa erdikleri kabul ediliyor. Bu yüzden yasal düzenlemelerde hep 12 yaş altındakilere yapılan cinsel istismar olayları daha çok ciddiye alınıyor. (Bu sınır daha önce 15 yaş idi, ancak AYM bunu 12 yaşa indirdi)
* Mevcut hukuk sisteminin de bu (inanç eksenli) anlayışa uygun hale getirilme çabaları (halkın önemli ölçüde itirazlarına rağmen) aralıksız sürüyor. Zina konusunun da bu çerçevede ele alınması güncel ve çarpıcı bir örnektir.
* Şu anda 2 buçuk milyon çocuk okula gitmiyor. 4+4+4 eğitim sistemi çocuk evliliklere de yol açıyor. Yasal engellere karşı yapılan çocuk evlilikleri konusu devlet ve toplumun önemli kesimi tarafından makul ve mubah görülüyor, üstüne kararlılıkla gidilmiyor.
* Diyanet İşleri Başkanlığı resmi sitesinde yayımlanan birçok görüş veya sorulan sorulara verilen cevaplar korkunç. Buluğ çağı, evlilik tanımı, babanın kızına şehvet duyması gibi akla aykırı cevaplar toplumun da kafasında çocuk istismarını meşrulaştırıyor.
* 2014 yılında yasa dışı eğitim kurumlarının cezalandırılması yönündeki madde kaldırıldı, Çocuklar tarikat, cemaatlere teslim edildi, buralardan da sürekli kötü kokular geliyor.
* Dini gerekçeler ile bazen çocuk istismarlarının üzerine gidilmiyor, idareciler yasaları uygulamayarak olayın üstünü örtme eğilimi gösterebiliyorlar. (bir hastanedeki çocuk hamileliklerin adli makamlara bildirilmediği ve görevliler hakkında İstanbul Valiliğinin soruşturma açılmasına izin vermediği olayı anımsayalım).
* Medeni hukuk ile şeriat hukuku çeliştiğinde, inanç temelli düşünen bu kesim (yasalara rağmen) yaptıkları iğrençlikleri makbul, kendini masum görmektedirler. (Daha önce yaşanan, bir kız imam hatip öğrencisine okulda hocasının cinsel istismarda bulunması olayında, hoca konunun şeriat çerçevesinde ele alınmasını talep etmişti.)
* Sakalsız erkek, genç kayınvalide, asansöre veya toplu taşımaya birlikte binilen kadın, okuldaki veya yurttaki kız veya erkek öğrenci, bazen dizine oturttuğu kendi kızı, sen ben, herkes ve her şey bu gelişmemiş zihinlerde “cinsel obje” olabiliyor.
* Bu “cinsel objeler”in bir kısmı inanç gereği makul görülebiliyor (örn. ergen kız) veya gösterilebiliyor. İnanca sığmayanlar davranışlarda ise suçlu zaten hazır: “şeytan nefsimi yendi!” (suçun faili kendisi değil “şeytan”) oluyor ve “günah işleme özgürlüğü” nü kullanmış oluyorlar.
* İnsanların toplum yaşamına uyum için geliştirdikleri, temel içgüdüsel (hayvansal) dürtülerini bastıran “üst benleri” vardır. Sosyal çevrede insanlar kontrolsüz “alt benleri” ile değil, çocukluk ve yetişme çağlarında geliştirdiği bu benlikleri ile, yani medeni-ahlaki sosyal değerleri ile yaşarlar.
* Sağlıklı ve medeni bir çevrede, karşı cins ile normal iletişim ortamında yetişen bireylerde temel ahlaki ve insani algılar daha sağlıklı gelişir. Düşünsel ve duygusal altyapısı “normal” olan bu insanlar çocukları, hayvanları, kendinden başka herkesi ve her şeyi cinsel obje olarak görmezler.
* Sürekli sosyal ve cinsel baskı altında yetişen insanların cinsellik algılarının da ileride çok problemli bir noktaya geldiği (yaşanan çok fazla örneklerde) açık olarak görülmektedir. Sorunun ana kaynağı, sosyal ve cinsel baskı altında yetişmiş bu problemli algılara sahip kişilerin kontrolsüz kalan ve “üst ben”in hükmedemediği,hayvansı içgüdüleri ve dürtüleridir.
SONUÇ: Çocuklara tecavüz, zina ile kıyaslanamayacak, bir araya getirilerek önemi hafifletilemeyecek kadar ağır bir insanlık suçudur. Çözümü yasa değiştirmek değil temel kavrayışı, zihniyeti ve algıları değiştirmek, medenileşmek ve insanlaşmaktır.

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı
