http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

(Bu yazı 19 Şubat 2018’de www.toplumsal.com.tr de yayımlandı)

Türkiye’de 14 Şubat 2017’den bu yana cezaevinde tutulan Alman Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel 1 yıl sonra, 15 Şubat 2018’de serbest bırakıldı. Bir yıl tutuklu kalan Yücel için son ana kadar İddianame hazırlanmamıştı. Deniz Yücel hakkında hazırlanan iddianamede Yücel’e “Terör örgütü propagandası yapmak” ile “Halklık kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla 4 kez 18 yıla kadar hapis istendi.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de Deniz Yücel’in tahliyesi için bir koşul getirilmediğini ve “Ülkeden ayrılmasına izin verileceğine inanıyoruz” demişti. Deniz Yücel serbest kaldıktan sonra Alman Konsolosluğunun temin ettiği özel bir uçakla aynı gün Almanya’ya uçtu.

DENİZ YÜCEL: ”KİRLİ PAZARLIKLARIN PARÇASI OLMAYACAĞIM” DEMİŞTİ

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Der Spiegel dergisine bir süre önce verdiği demeçte, Yücel’in serbest kalması hâlinde, Türkiye’nin beklediği silah ihracatına yeşil ışık yakılabileceği mesajı vermişti.

Deniz Yücel ise tutuklu iken verdiği bir mülakatta bu konuda “ben özgürlüğümü ne Alman silah şirketlerinin tankları ve toplarıyla lekelemek isterim ne de Almanya’ya sığınan, ancak gerçekten yargılanmalarının gerektiğini düşündüğüm kişilerin, yani iktidarın eski suç ortaklarının (firari Fetö’cülerin) iadeleriyle. Kirli pazarlıkların parçası olmayacağım.” demişti.

Cumhur Başkanı R.Tayyip Erdoğan, 16 Nisan referandumundan iki gün önce Beyaz Tv ve TGRT Haber ortak yayınında Deniz Yücel’in Almanya’ya iade edilmesine ilişkin, soruya “Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla” diye yanıt vermişti.

YÜCEL’İN “BEKLENEN” TAHLİYESİNİN MÜJDESİ BAŞBAKANDAN

Deniz Yücel’in özgürlüğüne kavuşması çok sevindirici bir gelişme elbette. Ama, Türk Başbakanının Almanya ziyareti öncesi “Deniz Yücel konusunda bu günlerde olumlu gelişmelerin olacağını ümüt ediyorum” demesinden hemen sonra, bir yıldır hazır olmayan iddianamenin alel acele hazırlanmasının ve tahliye kararının çıkmasının bir rastlantı olmadığını ortalama zekanın yarısına sahip olanlar bile kolayca anlıyor.Tahliye kararlarında mahkemelerin hep aldığı “denetimli serbestlik, yurt dışı çıkış yasağı” kararı verilmeden üstelik!

Uluslararası görüşmelerde ve her platformda “bizim ülkemizde de bağımsız yargı var” vurgusu yaban liderlerimiz, yargınının bu ülkede tamamen “yanlı ve yürütmenin talimatlarına sonuna kadar açık” olduğu izlenimi veren bu örneklere neden izin veriyor acaba? Bozuk olan ülke imajını daha da perçinleyen bu örneklerin neden oluştuğunu irdelemekte fayda var.

“TOTALİTER İKTİDAR” İZLENİMİ VERİLMESE OLMAZ MI?

İnsan Hakları ihlalleri, tutuklu gazeteci-yazar ve bilim insanları sayısı, totaliter uygulamalar açısından olumsuz algıya sahip bir ülke Türkiye. İktidarın Avrupa Birliği sürecinde giriştiği demokratikleşme çabalarını uzun zamandır gündeminden düşürdüğünü de biliyoruz. Fetö’cü darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz 2016 da ilan edilen Olağanüstü halin çok uzun süre kalkmayacağı daha baştan öngörülebiliyordu. Bu olumsuzluklara demokratik dünyadan gelen sert eleştirileri iktidarın pek de kale almadığı açıkça görülüyor.

Dış dünyaya verdiğimiz olumsuz imaja, dışlanmalara, yatırımların yavaşlamasına, yerli ve yabancı sermayenin güvensizlik sebebi ile ülkeden çıkma eğilimine rağmen bu anti-demokratik uygulamalar neden ısrarla devam ediyor? Neden yavaş yavaş olağan demokratik döneme geçiş için çaba gösterilmiyor acaba?

Bu saydığımız olumsuzlukların yakınlığını azalmayacağı, (belki de artarak) devam edeceği öngörülebilir.

ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALARDAN İKTİDARIN BEKLENTİLERİ

Bizce, bu sıkıntılı durumların sürmesi iktidarın kararlı bir tercihidir ve sebepleri olabilir olabilir;

1. Yargı bağımsızlığı konusunda iç ve dış kamuoyunu ikna etme kaygısı pek taşınmıyor. Çünkü “yargı iktidarın etkili bir sopası olarak etkiliyor” izlenimi edinen, “başıma onu an her şey gelebilir” korkusu akıllarına sokulan mutsuz ve kaygılı-muhalif kesiminde önemli ölçüde sindirilmiş oluyor.

2. Tüm yazar-çizerler ve sosyal medyada bu korku ve sindirilme sonucu “eli mecbur” böyle kendine bir “otosansür” uygulamak zorunda kalıyor. Demokratik eleştiri hakkı içinde safra olsa, gerçek düşünce ve duygularını paylaşamaya korkuyor.

3. Eleştirel duygu Düşünceler “yargının sopasından” Ettik korkulduğu Için Yeterince yayılamayınca, “ herkesin sustuğu yerde Bir ben miyim kahraman?” Diyen önemli Diğer Diğer Bir kesim git gide pasif, kabullenici Ettik yenilmişlik duygusu icinde mutsuzluğunu içine gömüyor.

4. İyice pasifize edilen bu mutsuz-muhalif kesim miting, basın açıklaması, toplantı gibi yasal demokratik eylemlere girişmeyi aklına bile safra getirmiyor. Önemli bir kesim sosyal medyada değil, iktidar eleştisi içeren görüş yazmak veya yazılanı paylaşmak, (aslında tamamen katıldığı) bu tür içerikleri “beğen-like” etmekten dahi korkar hale geliyor.

5.Pasif mutsuz-muhalif kesim zaman içerisinde kendisini bir nebze meşgul ve mutlu edecek diğer aktivitelere, masum sosyal medya meşgalelerine ağırlık vermeye başlıyor. Ülke gündemini takip etmekten uzaklaşan bu kesim, sorulduğunda ise “çok canım sıkılıyor, kızıyor ve üzülüyorum, bu yüzden artık gündemi de takip etmiyorum” dediği bir döneme evriliyor.

6. Ülkenin yarıya yakınının zaten demokrasi, ifade özgürlüğü, insan hakları, eşitlik, laik eğitim, bağımsız yargı gibi kavramlarla ilgili hiçbir görüşlerinin ve sıkıntılarının olduğu bilinmekte. Bu kesim iktidarın her koşulda zaten destekliyor (zaman içinde birbirinin tam zıttı kararlar da olsa farketmiyor). Ülkenin diğer önemli kesimi olan mutsuz-muhalifler de bu şekilde pasifize edilince iktidarın her türlü kararını kullanabilmek için önemli olan önemli engel-çengel, ayakbağı kalmıyor. Bir sonraki seçimler daha da garantilenmiş oluyor.

7. İktidarın (mümkünse) bu iktidarı hiçbir şekilde elinden yitirmek istemediği, bunun için % 50+1 oyu (mümkün olabilecek her şekilde) almak için herşeyi yapabileceği artık anlaşılmış durumdadır. Bu yüzden iktidar açısından, pasifize edilmiş, sindirilmiş mutsuz-muhalif kesimin kendini asla toparlayamaması gerekmektedir.

BİZİ DAHA NELER BEKLİYOR?

Yukarıda sıraladığımız sebeplerle iktidar bu anti demokratik uygulamalarının (herşeye rağmen) kendince çok etkili sonuçlarını görmüştür. Bu yüzden bu uygulamalardan taviz vermeden, hatta artırılarak (erken veya zamanında yapılacak Başkanlık seçimlerine kadar) devam ettirilmesini beklemek gerçekçi bir öngörü olacaktır.

Bu sebeplerle demokratik batı dünyasına “insan haklarını ihlal eden, yargıyı denetime almış, baskıcı-totaliter iktidar” görünümü verilmesi çok da problem edilmemektedir.

Ve yine bu sebeplerle, Başbakan “Deniz Yücel konusunda olumlu gelişmeler olabilir” dedikten hemen sonra gazeteci Yücel’in serbest bırakılması olayının, batının bu olumsuz kanaatlerini pekiştireceği meselesi pek de umursanmamaktadır.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir