http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Din İle Fikri İktidar Tesis Edilebilir mi?

Yazılarımı düzenli takip eden okurlar bilirler, ülkenin yönetilmesinde İslam inancının siyasal amaçlarla pervasız kullanımı konularını sık ele alırım. Siyasal iktidarın sınır tanımaz inanç istismarı faaliyetlerinin kanıksanmaması ve “şaşırma” dürtümüzün körelmemesi gerektiğini düşündüğüm için bu konuları irdelemeye devam edeceğim.

Toplumun ve siyasetin yıllar geçtikçe daha sağa kaydığı, milliyetçiliğin ve İslamcılığın popüler siyasal kültür haline geldiği tüm kesimlerin ortak görüşü. Hem yapılan araştırmalarda hem de bireysel gözlemlerimizle görüyoruz ki, toplumumuzun önemli kısmı zaten yeterince inançlı.

Ancak toplumun bu inanış seviyesi ve din anlayışı bizi yönetenler için hiç yeterli olamıyor ve olmayacak. Onlar hep daha fazla [kendi yorumladıkları çerçevede] bir din anlayışının toplumsal yaşama egemen olması çabasını artırarak sürdürecekler.

Son günlerde gündeme gelen ve birkaç gün içinde unutulan bazı gelişmeleri bu çerçevede değerlendirmenin yararlı olacağı düşünüyorum.

Kokpitte Namaza İdari Düzenleme Nerelere Varabilir?

k

Normal zekâ ve algı seviyesinde olanların ilk duyduklarında “yok canım, o kadar da değildir” dedikleri bir “olmaz” daha ülkemizde gerçek oldu. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü THY “Uçuş Operasyon Yönergesi”ne pilotlarının kokpitte namaz kılabilmelerini sağlayan bir düzenleme getirdi. Peki ne olmuştu da böyle bir değişiklik yapılması ihtiyacı hâsıl olmuştu?

Geçtiğimiz nisan ayında gerçekleşen bir yurtdışı uçuşu sırasında ikinci pilot kokpitte namaz kılmak istemiş. 30 yıllık kaptan pilot, “Uçuş güvenliğini tehlikeye atabilir” gerekçesi ile yardımcısına izin vermemiş. Yardımcı pilotun bu konuyu şikâyeti üzerine birkaç gün sonra kaptan pilotun işten çıkartıldığı basına yansımıştı. Medyada gündem olan “kokpitte namaz” tartışmasının ardından THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat, bu konu için bir düzenleme getirileceğini açıklamıştı.

İbadetin yerine getirilmesi için yer ve zaman bakımından makul seçeneklerin mevcut olduğunu herkes bilir. Yani bu yardımcı kaptan görevi gereği ertelediği ibadetini uçuş sonrası pekâlâ yerine getirebilirdi. Ayrıca THY bir kurum içi sözlü talimatla bu konuyu pekâlâ halledebilecekken neden resmi idari düzenleme yapma gereği duymuş olabilir acaba? THY resmi uçuş yönergesinin değiştirilmesine varan bu “hassasiyet” makuliyet ve iyi niyetle açıklanabilir mi?

Kokpitte namazda ısrar eden pilot bir yurt dışı uçuşunda “inancıma göre haramdır, aracı olarak günaha giremem” diyerek uçakta alkollü içki servisini yasaklarsa ne denilebilecek? Bu örnekleri sadece THY için değil, tüm sosyal ve ekonomik yaşam genelinde çoğaltmak artık hayal gücünün genişliğine kalmaktadır. “İnancın gereğidir” diye yapılabilecek tüm yasal ve idari düzenlemeler meşru kabul edilirse, bu işin nerelere varabileceğini tasavvur edebiliyor musunuz?

Milli Eğitimde Temel Öncelik Din Eğitimi!

AKP iktidarlarının, toplumun ve ülkenin geleceği olan eğitim-öğretim gençliğini inanç eksenli düşünme ve algılamaya yönlendirme ısrarını kaygıyla takip etmeye devam ediyoruz. Eğitim sisteminin dinselleştirilmesinde dur durak bilmiyorlar ve her dönem bir ileri adım atıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023-2024 eğitim öğretim yılı itibarıyla uygulanacak haftalık ders çizelgelerinde yaptığı değişiklik, eğitimin dincileşmesinde vites artırma niteliğindeydi. Yıllar içinde artan bu ivmenin gelişimini kısaca anımsatmak istiyorum.

AKP 2002’de iktidara geldiğinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ortaokul ve liselerde 2’şer saatlik zorunlu derslerdendi. 2012’de çıkartılan 4+4+4 eğitim sistemi ile İmam Hatip’lerin yeni açılan orta kısımlarına 3. sınıfı bitiren 9-10 yaşındaki çocuklar yönlendirilmeye başlandı. Ayrıca zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ilköğretim 4.sınıfa kadar indirildi. Zorunlu din dersleri yanında ortaokul ve liselerde sözde “seçmeli”, uygulamada zorunlu din dersleri de konuldu.

4+4+4 sistemi ile din içerikli dersler böylece haftada 7 saate kadar yükseltildi. Ortaokullarda bu derslerin toplam haftalık süresi, İmam-Hatip Ortaokulunda görülen dini derslerden yalnızca 1 saat azdı. Ayrıca bu ‘seçmeli’ dersler bir kere seçilince okul bitene kadar cayma hakkı da yoktu. Bu sistemde din dersleri zorunlu iken felsefe grubu ve bazı matematik grubu dersler seçmeli hale getirildi. Bu zorlama din eğitimi ve süresi onlar için tabi ki yeterli değildi ve “vites artırılmaya” devam edilecekti!

Ortaokullarda 16 Saat Din Dersi!

Din dersi saati 16'ya çıkartıldı

Son yaptığı düzenlemeler ile iktidar temel önceliğinin eğitimde çağın gereği olan evrensel başarıyı yakalamak hedefi olmadığını çok net ortaya koymuş oldu.

MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca yayımlanan Ağustos 2023 Tebliğler Dergisindeki yeni haftalık ders çizelgesine göre, ortaokullarda din derslerinin 16 saate kadar çıkabilmesinin önü açıldı. Öte yandan tüm ortaokullarda birinci sınıfta 18 saat Arapça dersi verilmesine olanak sağlandı.

Liselerde sekiz saat olan zorunlu din dersine dört saat seçmeli zorunlu, dört saat de tercihe bağlı seçmeli dersler eklenerek, dini içerikli ders saatleri artırıldı. Haftalık ders çizelgelerinde en çarpıcı değişiklik ise Anadolu liselerinde oldu. Bu liselerde güzel sanatlar ve yabancı dillerle ilgili seçmeli dersler 2023-2024 eğitim öğretim dönemi çizelgesinde artık olmayacak. Sporla ilgili seçmeli dersler ise daraltıldı.

Bunların yanında; ÖSYM’nin düzenlediği tüm sınavlarda AKP öncesinde din eğitimi sorusu hiç yokken, bu derslerin soru adetleri gitgide artırıldı.

Erdoğan; “Fikri Hür, İrfanı Hür, Vicdanı Hür Nesiller Batı Taklitçiliği”

Din ile fikri iktidar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Eğitim Sistemimizin inanç eksenli olmasını (sonuçları ne olursa olsun) vazgeçilemez bir hedef olarak gördüğünü sık sık vurgulamaktan kaçınmıyor. Erdoğan 19 Ekim 2020’de TÜRGEV tarafından kurulan İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi’nin açılışındaki açıklamaları bu görüşünün açık ifadesiydi. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun, en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır. Fikri iktidarımızı, kökü ve ruhu itibariyle bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın sebebi bu sapkın akımların önlerinin bilinçli bir şekilde açılmasıdır.” dedi.

Yıllardır eğitim sistemini zaten tam olarak inanç çerçevesinde yürüttükleri halde alınan sonuçlardan Erdoğan’ın hiç tatmin olamadığı anlaşılıyordu.Eğitim-öğretimde-kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı, fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimizi düşünüyorum” diyen Erdoğan bu başarısızlığın sebebini “ modernleşme sapkınlığı” olarak görüyor.

Bugüne kadar yapıldığı gibi müfredat tadilatlarının çözüm için yeterli olmayacağını, aileden başlanarak eğitim sisteminin inanç üzerinden topyekun yeniden düzenlenmesi gerektiğini söylüyordu Erdoğan. Tek vazgeçilmezimiz inancımızın naslarıdır(emirleridir). Okul öncesinde ve ilkokulda tek ihtiyacımız olan değerlerini iyi bilen, inancına, kültürüne, tarihine, diline sahip çıkan insanlar yetiştirmektir. Bu değişim sıradan bir müfredat tadilatının ötesinde, topyekûn bir eğitim ve öğretim reformunu gerektirir” diyor. Eğitimde çağı yakalamak gibi rasyonel bir hedeflerinin olmadığı daha açık ifade edilebilir mi?

Fikri İktidarlarını Ancak Din İle Tesis Edebileceklerine İnanıyorlar

Toplumsal ayrışmaların iyice arttığı, sokakların mafyatik örgütlenmelere teslim olduğu, herkesin birbirini dolandırmaya çalıştığı, kadına şiddetin gitgide arttığı, çocukların güvenle sokağa çıkarılamadığı bir ülke haline gelmiş olmamızı hiç dert etmiyorlar.

Bu sorunlarla mücadele etmek zorunda olan devlet ve onun görünen yansıması iktidar, değerlerini iyice yitirmiş topluma habire ve sadece “din” pompalamaya devam ediyor. Bu “dinselleştirme” çabaları ise, dini paravan olarak kullanan insanların artmasından başka bir sonuç getirmediğini görüyorlar ama bunu da umursamıyorlar. Çünkü toplumun en kolay yoldan rızasını kazanabilmenin ve sonsuza kadar iktidarda kalabilmenin mucizevi çözümünün “inanç” olduğunu düşünüyorlar. Bu sebeplerle; toplumsal yaşamın ve siyasetin dinselleşmesinden devşirdikleri siyasal faydalardan (bir başka ifade ile dinbaz siyasetten) vazgeçemiyorlar.

Din eğitiminin müfredatta artırılmasına dönük bu son düzenlemeler Erdoğan’ın tasavvur ettiği toplum yapısı ve eğitim sistemi için gerekli ancak asla yeterli olamayacak adımlardandır. İktidarda kaldıkları sürece eğitim sistemindeki köklü dönüşüm, (ekonomik ve toplumsal kalkınmamıza köstek olma pahasına) ısrarla devam ettirilecektir. Çünkü ancak bu şekilde fikri iktidarlarını tesis edebileceklerine dair beyhude bir inanca sahipler.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir