http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

GİRİŞ

Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş’un Haziran 2017’de yeni müfredattan ve bunun içinde çok önem verdikleri “değerler eğitimi”nden bahsederken kullandığı metafor, yeni eğitim sisteminin en açık özetini veriyordu; “Yerli ve milli değerlerimiz bizim programımızın imamesidir. Her bir program unsuru ve her bir ders birer tespih tanesi ise bu tespih tanelerinin en tepesinde ve hepsinin önünde bir tespih imamesi olarak değerlerimiz durmaktadır,” dedi. Yani “yerli ve milli değerler” tespihin başındaki uzun parça olan “imame” olacak, eğitimin diğer araçları olan bilim, fen, matematik, sanat, kültür ve diğer içeriklerdeki dersler (ancak bu “milli-manevi” imamenin arkasında) boncuk gibi hizaya girmiş unsurlar olarak ele alınabilecekti.“İmame” olan “Milli ve manevi değerler”den sadece din unsurunun anlaşıldığı da zaten gizlenmiyordu. Burada bahsedilen milli değerlerin, Atatürk ve onun liderliğinde yürütülen milli kurtuluş mücadelesi ile sonrasında yürütülen milli kalkınma çabaları ve devrimleri olmadığı ortadaydı. Yoksa, “sadeleştirme” bahanesiyle bu konuları içeren dersler iyice budanır mıydı? Diyanet’e hazırlattırılan ve bu kitapta incelediğimiz konular arasında yer alan “Değerler Eğitimi” ders kitabında din eğitimi dışında hiçbir milli ve manevi değere yer verilmemiş olması da bu tespiti kanıtlamaya yetiyordu.

Son on yedi yıl içinde Türk eğitim sisteminin planlı bir şekilde ve adım adım çağdaş, bilimsel ve laik temelden uzaklaştırıldığı görülüyor. İnanç eksenli bir eğitim anlayışı ile kalkınmış ve gelişmiş tek ülke örneği yok dünyada. Çocuklarımızın ve ülkemizin aydınlık geleceğinin aklın ve bilimin ışığında bir eğitim sistemi ile mümkün olacağını ideolojik saplantıda olamayan herkes biliyor. Bu yalın gerçeği ülkeyi on yedi yıldır yöneten AKP iktidarları ve onları yönlendiren uzman kadrolar bilmiyorlar mı? Biliyorlarsa, bu çocukların özgür düşünme, araştırma ve sorgulama becerileri kazanmasını sağlayacak aydınlanmacı bir eğitim sistemini kurmaya niye çalışmıyorlar? Bu gerçekleri bildikleri halde neden eğitim sistemini gitgide daha çok inanç eksenine oturtmaya gayret ediyorlar, bunun için sürekli sistem değişiklikleri yapıyorlar? Sık sık değiştirilen, ailelere saç baş yolduran ve başarısızlığı tescilli mevcut eğitim sisteminde ısrarda temel amaç nedir acaba?

  Bu yüzden şanlı kurtuluş mücadelemizi kenara koyup, yeni ve uydurma kahramanlık öyküleri yazıyorlar. Gençlere tarihimizi öğrenmeleri için okumalarını ve araştırmalarını değil, Abdülhamit’in sözde hayatını anlatan, gerçeğe dayanmayan kurgu tarih dizileri tavsiye ediyorlar.

Cumhuriyet devrimlerinin gerçekte kimlere ve hangi zihniyete karşı yapıldığını bilmeyen, Atatürk’ü ve aydınlanmacı düşüncelerini kavrayamayan nesilleri, iktidarlarının geleceğinin teminatı görüyorlar. Bunu için ulusal bayramların kutlanmasını bir şekilde engelleyip, aynı günlere sonradan icat edilen dini gün ve hafta kutlamaları koyuyorlar. Siyasal iktidar her neyin mücadelesini veriyorsa bunun “Kurtuluş Savaşı” olduğu düşündürülen, şehitliğe özendirilen siyasal İslamcı nesiller yetiştirmek istiyorlar. Günlük siyasi faaliyetlerini ve iktidarda tutunma çabalarını “kutlu dava“ diye sunuyorlar. İlk dile getirildiğinde ütopya gibi görülen “dindar ve kindar nesiller” yetiştirmek hedefi ancak eğitime el atmakla mümkün olurdu, tam olarak bunları yapmaya çalışıyorlar.

İktidar bu amaçlarına ulaşmak için, her türlü eleştiriyi yok sayarak, aklına gelen her değişikliği denedi ve halen deniyor. Dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet YılmazEylül 2017’de bir beyanında, Türkiye’nin önceliğini eğitime verdiğini ifade etti ve “inanın çok şey yaptık. Yaptığımız o şeylerden birisi de eğitimde Türkiye’ye çağ atlattık dedi. Şaka gibi değil mi, ama şaka yapmıyor adam, gayet ciddi. Eğitimde koydukları “hedefler” vardı, bu hedeflere ulaşmada gerçekten de büyük ölçüde başarılı (!) oldular, bunu inkâr etmek haksızlık olur! Bu kitabın ana konusu da zaten bu “hedefler”; AKP iktidarlarının Eğitim Sisteminde yapmaya çalıştıkları dönüşümün sebepleri ve bunlardan alınan sonuçlar nelerdir, ülke bu amaç uğrunda nerelerden nerelere geldi?

  • “Benim sözlerim bilimle ters düşerse bilime inanın”
  • “Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır ya da tutsaklığa ve düşkünlüğe sürükler”
  • En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır.” diyen bir kurucu liderden;

“Ben eğitilmemiş cahil halkın ferasetine inanırım”[1] diyen bilim (!) insanını YÖK Denetleme Kuruluna atayan, dindar ve kindar nesil yetiştirmeye ant içmiş bir Cumhurbaşkanı dönemine geldik.

İnanç temelli dünya görüşü ve dinci eğitimle kalkınmış, dünyada tek devlet örneği yoktur ve olmayacağı açıktır. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan 57 ülke arasında yönünü medeniyete ve bilime çeviren tek örnek ülke Türkiye idi.Bu aydınlanma ve gelişme tabi ki Atatürk’ün başlattığı devrimler sayesinde olmuştur.Son 17 yılda hız kazanan karşı devrim maalesef büyük ölçüde başarılı oldu. “Yeni Türkiye” anlayışı köklerini daha iyi salmak için yoğun bir çaba içinde. Eğitim sistemi de bundan nasibini alıyor tabi ki. Örgütlü cehalet, toplumun mutlu geleceğinin ancak bilimin ışığında bir aydınlanma ile olabileceğini kavrayamıyor.Bu gerçeği kavrayabilecek bakışa ve birikime sahip değiller ne yazık ki. İktidarını herşeye rağmen sürdürmek isteyenler bu cehaleti kutsayarak, “ulusal kalkınma ve refah olmasa da olur, yeter ki iktidarı koruyayım” diyebilir. Eğitimde gerici dönüşümler sırf bu sebeplerden ısrarla sürdürülmektedir.

İktidarın bu politikalarının temel dayanaklarına baktığımızda özetle; eğitimde ısrarlı ve kararlı dincileşme dönüşümleri yanında, eğitimin neoliberal piyasa koşullarına teslim ve teşvik edildiğini görüyoruz. İktidarın temel uygulamaları olan bu iki ana eksen eğitimde karşımıza dincileşme ve piyasalaşma olarak çıkıyor. Bu politikalar, Türk-İslamcı ve liberal-kapitalist iki eksenin birleştirilmesinin ürünüdür.

Kitabımda, Türk eğitim sisteminin genç Cumhuriyetimizle birlikte yaşadığı (ve ne yazık ki çok iyi gelişmelerden bahsedemeyeceğimiz) hikâyesini ele alıyorum. Dönemler içinde değişen siyasal iktidarların dünya görüşlerine göre ilk el atılan yer eğitim sistemi oluyor. Sağından-solundan çekiştirilen sistemin üzerindeki etkilerin en baskın olanının inanç eksenli olduğunu görüyor ve yaşıyoruz. Ulusun geleceğini oluşturacak olan öğrenim gençliği rasyonel esaslar dışında, sadece siyasal iktidarın geleceğinin teminatı olarak görülür noktaya gelindi. Bu sebeple eğitim sisteminin sürekli manipüle edilmesi, ülkenin geleceğine telafisi güç zararlar veriyor.

Kitabın neler içerdiğinden, okura ne vadettiğinden ve kısıtlarından kısaca bahsedecek olursak; çalışmaTürk Eğitim Sisteminin yaşadığı tüm sorunları ele alma iddiasında değil. Ben baştan sona sıkıntılı sistemin en önemli bölümüne, inanç eksenli eğitim anlayışına ve bir ölçüde de piyasacı kısmına ışık tutmaya çalıştım. Bu temel sorunlar da zaten diğer sorunların ana sebepleri olarak karşımıza çıkıyor çoğu zaman.

Kitap altı bölümden oluşuyor.

  • İlk bölümde eğitimin toplumları yönlendirmedeki rolünden, İslam ülkelerinin kalkınamamasının sebeplerinden ve bugün geldiğimiz durumun kısa tarihçesinden bahsediyorum.
  • İkinci bölümde Osmanlı döneminden günümüze kadar eğitim sistemlerimizin inanç ekseninde geçirdiği dönüşümleri inceliyorum.
  • Üçüncü bölümde AKP’nin dayattığı 4+4+4 eğitim sistemi ile eğitimin dinselleştirilmesi ve piyasalaştırması çabalarını tüm yönleriyle ele almaya çalışıyorum.
  • Dördüncü bölümde İmam-Hatipler projesini ve sonuçlarınıayrıntılı olarak ele alıyorum.
  • Beşinci bölümde bu yeni eğitim sisteminin yarattığı sonuçları, eğitimin ve ülkenin geldiği durumu araştırma sonuçlarına dayanarak analiz etmeye çalışıyorum.
  • Altıncı ve son bölümde ise, bu karanlıktan çıkmak için neler yapılması gerektiğini tartışıyorum.

İçinde bulunduğumuz durumu, buraya nerelerden geldiğimizi ve bu yaşananların gerçek sebeplerini tam tahlil edemedençözümü ve çıkış yönünü bulmamız da olanaklı olamayacaktır. Bu kitap çalışmamın öncelikle eğitim gençliğine, ailelerine veeğitim emekçilerine, sonra konuya ve yaşadığı dönemin sorunlarına ilgi duyan tüm okurlara bir ışık olmasını ümit ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.

Yusuf FİDAN

Nisan 2019 Güzelce/İstanbul

[1] Bir TV oturumunda; “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.” diyen Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, Kasım 2016’da YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine atandı.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir