http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

AKP hükümetlerinin temel hedefinin ve tüm çabalarından bekledikleri nihai sonucun; laik, demokratik ve aydınlanmacı Atatürk Cumhuriyeti’ni batı uygarlığından koparıp, bir tür“İslami Cumhuriyete” dönüştürmek olduğu anlaşılmaktır. Dört yasama dönemi geride bırakıp beşinci döneminde, iktidarlarının on yedinci yılında olan AKP her yasama döneminde hedeflerine daha çok yaklaşmayı başardı.

“Çıraklık ve kalfalık” dedikleri 2002-2011 arasındakiilk iki dönemdeüç devlet erkinden ikisini; yasama ve yürütmeyi, yani meclisi ve bürokrasiyi tam kontrolleri altına aldılar. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmalar tamamlandı, “havuz medyası” denilen, iktidarın doğrudan kontrolünde, tiraj ve kaynak sıkıntısı olmayan güdümlü bir medya gurubu oluşturuldu. “Ustalık”dönemi dedikleri 2011-2015 arasındaki üçüncü dönemde ise; Anayasa referandumu sonrası (o zamanlar “Gülen Hareketi” denilen) cemaatle işbirliği halinde TSK, HSYK, tüm Yargı kurumu, YÖK ve Üniversitelere el atıldı. Bu kurumlar elbirliği ile tamamen arzu ettikleri forma sokuldu. Bu Anayasal kurumlara büyük ölçüde cemaatin onayladığı üst yöneticiler atandı. Böylece, yürütülen karşı devrime engel oluşturabilme potansiyeli taşıyabilecek, laik Cumhuriyetin kazanımlarını koruma refleksi gösterebilecek nitelikte kurum bırakılmadı. Hükümetin amaçlarına engel olmaya yeltenebilecek her kademedeki yöneticiler görevlerinden uzaklaştırılarak etkisiz hale getirildiler.

2015-2018 arasındaki dördüncü dönemlerinde güç ve menfaat paylaşımı konusunda iktidarın cemaatle araları açıldı ve tarihimizin en sarsıcı olaylarından olan 15 Temmuz FETÖ’cü askeri darbe teşebbüsü yaşandı. Cumhuriyetçi TSK mensuplarınca ve halkın da desteği ile bastırılan bu kalkışma sonrası iktidar uzun süreli OHAL ilan etti.Bu sıradışı dönemde demokratik kurumlar ve sivil toplum üzerinde tarihte görülmemiş ölçüde baskıcı politikalar uygulandı. Bu ortamda Nisan 2017’de gidilen Başkanlık Anayasa referandumunu da kazanan iktidar tüm yetkileri tek elde topladı, hepsini Başkan’a verdi. Daha sonra OHAL kaldırılmış olsa bile baskıcı, antidemokratik ve otokrat yönetim tarzı gitgide kökleşti. Halen yaşanan bu karanlık dönemin ne kadar süreceği bilinmediğinden, toplumun önemli kısmında yoğun bir kaygı, karamsarlık ve ümitsizlik kökleşmeye başladı.

Bu uzun süreçte yaratılan koşulların getirisi olarak cemaat ve tarikatların toplum yaşamına egemen olması sağlandı. “İnanç temelli popüler kültür” yaratılarak, dünya işlerine din ekseninden bakılmaya ve Diyanet’in fetvaları ile gündelik yaşama yön verilmeye başlandı.Böylece bireysel ve toplumsal yaşamda da siyasal iktidarın arzuları doğrultusunda büyük dönüşümler oldu, laik Cumhuriyet karşıtı bir “karşı devrim” başlatıldı ve bu devam ediyor.

Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet’in bugün fiilen bir tür İslami Cumhuriyet’e dönüşme yolunda olduğu görülmektedir. Toplumda dini bakış önemli ölçüde egemen hale getirildi, kişisel hak ve özgürlüklerin neredeyse bitirildi. Halkın önemli kısmının sorunlara duyarsızlığı ve toplumsal unutkanlık, toplumu çağ dışı yöne doğru dönüştürmeye çalışanların ekmeğine yağ sürmektedir. Bu dönemde iktidarın kolluk ve yargısının da gelinen durumadestek verir hale getirildiği de görülmektedir.

Bu bağlamda, iktidar partisinin toplumu dönüştürmek mücadelesinde el attığı en önemli konu başlıklarından birisi de eğitim olmuştur. AKP iktidarlarının “Ustalık Dönemi”nde sıranın artık eğitime gelmiş olması çok doğaldır. 2010 Anayasa referandumu sonrasındaönce Üst Yargı Kurumları ve AYM’de gerekli düzenlemeler yapılmıştı. Artık Anayasa ve Devrim Yasalarına aykırı dönüşümün yapılmasına bir engel kalmadığı kanaatine varıldıktan sonra 2012’de4+4+4 eğitim sistemi yasallaştırılmıştır.Laikliği, öğretim birliğini ve laik eğitim sistemini temel alan ve halen yürürlükte bulunan Anayasa’nın bu temel düzenlemeleri engel olarak görülmemiş, nitekim beklenildiği gibi bu yasa AYM tarafından da onaylanmıştır.

Devrimler ve karşı devrimler, kendi ideolojilerine uygun yurttaşlar yetiştirebilmek için eğitim yolunu kullanırlar. Atatürk Devrimi, Cumhuriyet’in ilanından çok kısa süre sonra 3 Mart 1924’de çıkarılan Öğretim Birliği Yasası’yla eğitim alanına el atmıştı. Amaç, laik ve çağdaş dünya değerlerine sahip yurttaşlar yetiştirmekti. Türkiye Cumhuriyeti’ni“İslami Cumhuriyete” dönüştürmeyi amaçlayan karşı devrim de, kendi amaçlarına hizmet edecek “dindar ve kindar” nesli yetiştirebilmenin eğitim sistemini dönüştürmekle mümkün olacağını biliyordu. Bu idari ve yasal düzenlemelerin amacı, laik ve çağdaş temel üzerine oturtulmuş olan eğitimi, dinsel temel üzerinde yeniden oluşturmaktı. Eğitimin dinselleştirilme süreci böylece yasal temele oturtularak tüm engeller aşılmış oldu. Ardından yaşananları kitabım boyunca ele almaya çalıştım.

Eğitimde yapılan bu köklü dönüşümlerin ülkenin geleceğine bir katkı sağlamadığı ve sağlamayacağı zaten çok açıktı. Ancak siyasal iktidar yaptığı tüm uygulamalardan beklediği sonuçları da tam alamıyordu. Toplumun dindarlığı belirli ölçülerde içselleştirdiği, bunun bir şekilde sağlandığı görülmüştür. Ancak bir taraftan da toplumun Atatürk Cumhuriyeti’nin temel değerlerinden kopmaya önemli ölçüde niyetli olmadığı her fırsatta görülmektedir. Bu durum, yaşanan karanlık dönemin ilelebet devam etmeyeceği umudunu da pekiştirmektedir.

Türk toplumu yakın ve uzak tarihinde birçok güçlüklerle karşılaşmış, umutların en azaldığı dönemlerde bile tüm güçlükleri aşıp aydınlığa ulaşmayı başarmıştır. Bu karanlık dönemin de elbet bir ömrü vardır. Evrensel insani temel değerler, insan onuru ve aklı sonunda doğruları herkesin görmesini ve anlamasını sağlayacaktır. Bu arada birkaç eğitim kuşağı ve toplum zarar görecek ama tüm kayıplar bir şekilde telafi edilecektir. Örgütlü cehaletin bugün sahip olduğu sıra dışı güç ve iktidar avantajları, bu koca ülkeyi yarının dünyasına taşımaya asla yeterli olamayacaktır. Ülkeyi medeni ve gelişmiş dünyadan iyice yalıtarak kendi içine kapatmak, sınır tanımayan enformasyonun önünü kapatmak bugünün dünyasında sonsuza kadar mümkün değildir.

Türkiye bilimi ve aklı dışlayan bu eğitim sistemi ile ülkeyi kalkındıracak üretim ekonomisi kuramaz. Üretmeyen ve ekonomik olarak kalkınamayan bir ülke dışa bağımlı olur, yoksulluk gitgide artar, halk uzun dönemde yaşam standartlarında düşüşü görür. Türk halkı bu geri kalmışlığı ve yoksulluğu, gelişmiş dünyadan dışlanmayı çok uzun süre tolere edemez ve kendisine gelecek adına ümit sunan diğer siyasal eğilimlere yönelir. Ülkenin her bakımdan saygınlığını kazanması, güçlü ve itibarlı devletler ligine çıkması, Cumhuriyet’in fabrika ayarlarına dönmekle, yani laik bilimsel eğitimle mümkün olacaktır. Bunun dışındaki diyalektiğe ve tarihin akışına ters nitelikteki tüm politikalar dönemsel beyhude çabalardan ileri gidemeyecektir.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir