http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Sayıştay Anayasal görevlerini TBMM’ye karşı sorumlulukları çerçevesinde yürütüyor, yürütmeye çalışıyor. Anayasanın 160. maddesine göre devletin bütçe harcamalarını denetlemekle görevli Sayıştay’ın bu yetkileri Anayasa değişikliği ve torba yasalarla gitgide budandı, etkisizleştirildi. Raporları kamuoyundan ve Meclis’ten adım adım kaçırıldı.

Varlık Fonu adında garip bir sistem kurularak, Ülke’nin en çok kar eden önemli KİT’leri bu fona aktarılırken bunların Sayıştay denetiminden kaçırılması da buna bir örnektir.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan, Sayıştay’ın (özellikle yerel yönetimlerle ilgili raporlarında) bu kadar suiistimal tespitinin yapılacağının beklenmediği anlaşılıyor.

SEN MİSİN BU RAPORU YAZAN!

Hep bilindiği üzere hükümetimiz var olan sorun veya krizin oluşum sebeplerinin ortadan kaldırılması ile pek uğraşmaz. Bu örnekten gidecek olursak, öncelikle bu suiistimallerin yapıldığı belediyelere ve kurumlara adli-idari soruşturmalar başlatması gerekirdi.  Bu yapılmadı, ne yapıldı peki? Tespit edilen sorunun etkilerini ve sonuçlarını örtbas etmek, benzer raporların gelmesini engellemek üzere inisiyatif geliştirildi. Beklendiği gibi iktidarın ilk refleksi, bu raporların yazıldığı birimin başındaki Sayıştay Başkan Yardımcısı Fikret Çöker’in görevinden uzaklaştırılması oldu.

Enflasyonun Eylül’de aylık % 6.30 ve yıllık %24.52 oranında artışta olduğu tespitinde bulunan TÜİK başkan yardımcısı Enver Taştı da aynı sebeple aynı akıbete uğramıştı. Kamuoyu ve bürokrasinin alışık olduğu benzer örnekler çoğaltılabilir.

HİÇ BİR KORKU OLMAMASINDAN KAYNAKLANAN PERVASIZLIK

İşleri o kadar keyfilik içinde sürdürüyorlar ki, en basit denetimde bile derhal ortaya çıkabilecek aşırılıkları bile önemsemiyorlar. Artık minare için bir kılıfa da ihtiyaç duyulmuyor, apaçık sırtlarına yükleyip götürüyorlar. “Hiç kimse bizden hesap soramaz” noktasına geldikleri için bu kadar pervasız, cüretkâr ve rahatlar. Bırakın hesap vermeyi, “hesabımızı sormayı düşünenleri bile barındırmayız” noktasındalar. Adli merciler tarafından hesap sorulması riski bir yana, hamutuyla birlikte götürülen develerin (çok sınırlı sayıda insana ulaşabilen) muhalif basında dile getirilmesi bile, onlar açısından tahammül edilemez ve küstahlık olarak algılanıyor.

Hatalarıyla en ufak bir yüzleşmeye dahi tahammülleri yok. Öncelikle medya kontrol altında tutularak tüm olumsuz haberlerin yayılmasına engel olmaya çalışıyorlar. Sızan haberlerin ardından da önce görmezden gelme, sonra körü körüne inkâr geliyor. Ama her tür yolsuzluklarının ve kanun dışılıklarının kamuoyunda bilinmeye ve konuşulmaya başlanması karşısında son derece çaresizler. Bu aslında tam bir acizliğin de göstergesi. Bu sebeple bunların konuşulup tartışılmasına izin vermeleri de zaten beklenemez.

NELER NELER YAPMIŞLAR?

Tüm kamuda her dönemde kişisel çıkara, yolsuzluklara yatkın görevliler oldu ve olacaktır. Ancak bu kişiler her zaman denetimlerden, hesap sorulmasından, adli ve idari soruşturmalardan çekinirler, yapacakları suiistimalleri de kolayca ortaya çıkamayacak kadar profesyonelce yapma çabasında olurlardı. Artık bu kadar dikkatli olmaya gerek duymadıkları anlaşılıyor. Aksi halde;

  • Ordu Belediyesi Toplu Taşıma Daire Başkanı ekibiyle Tayland’a “teknik gezi” yapabilir miydi?
  • İstanbul Güngören Belediyesi’nin araçları personel tarafından güneyde yaz tatilinde kullanılabilir miydi?
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ ve İETT olmak üzere bazı kamu kurumlarında açıktan usulsüzlük ve yolsuzluklar bu kadar yapılabilir miydi?
  • İSKİ ve İETT, İBB’ye aktarması gereken toplam 5.3 milyar hesap fazlasını belediyeye göndermeyip iç edebilir miydi?
  • İspark tarafından işletilen 225 otoparktan 173’ünün ve İspark dışında kalan 719 adet otoparkın ruhsatsız çalışmasına izin verilir miydi?
  • Bayrampaşa Otogarı’ndaki 868 iş yerinden 568’inin ruhsatsız çalışmasına müsaade edilir miydi?
  • KİPTAŞ’ın İBB’ye aktarması gereken 266,5 milyon TL’si tahsil edilmeden bırakılır mıydı?
  • İBB, İSKİ ve İETT’nin çok sayıdaki taşınmazı özel şirket olan elektrik dağıtım şirketlerine bedelsiz tahsil edilebilir miydi?
  • İETT mülkiyetindeki 157 milyon TL’lik taşınmazlar bedelsiz olarak başka şirketlerin kullanımına bırakılabilir miydi?
  • İSKİ kaçak su kullanımı bedellerini kanunsuz olarak “bakım onarım bedeli” gibi gösterip diğer abonelerden tahsil edebilir miydi?

Ve nice usulsüzlükler bu kadar rahat yapılabilir miydi? Bu yapılanlar sınır tanımaz, hukuktan korkmaz bir pervasızlığın sonucu değilse nedir ki?

Başta Sayıştay olmak üzere Anayasal denetim kurumları ile Yargı erki, medya ve kamuoyunun türlü yöntemlerle baskı altına alınmış olduğu izlenimi olmasa, bu pervasızlıkları bu kadar kolay yapabilirler miydi?

SAYIŞTAY RAPORLARI HER ŞEYİ ORTAYA DÖKÜYOR MU?

Bu tespitlere rağmen, Sayıştay’ın raporlarını yazarken “iktidara sorun çıkarmamak” için epey bir çaba gösterdiği de ileri sürülmektedir. Tüm raporların sonunda değerlendirme yapılırken standart olarak ”…2017 yılına ilişkin yukarıda belirtilen ve ekte yer alan mali rapor ve tablolarının tüm önemli yönleriyle doğru ve güvenilir bilgi içerdiği kanaatine varılmıştır” denmiş ve yapılan bu usulsüzlük tespitleri ise Denetim görüşünü etkilemeyen tespit ve değerlendirmeler” başlığı altında sıralanmış.

Sayıştay doğrudan adli-idari suç tespiti yapmamış, raporlarında iktidarı çok da sıkıntıya sokmadan görevini bir ölçüde yapar gibi görünmeyi sağlamaya çalışmıştır.

Sayıştay denetçileri yaptıkları usulsüzlük tespitlerini “Denetim görüşünü etkilemeyen tespit ve değerlendirmeler” başlığı altına aldığı gibi, ayrıca tüm kurumlarda aynı titizliği göstermediği de anlaşılmaktadır. Bazı ilçe belediyelerinde oldukça uzun ve detaylı raporlar yazılırken, çok daha büyük Büyükşehir Belediyeleri ve Bakanlıklarda çok daha kısa ve sorunsuz raporlar düzenlendiği görülmektedir.

Örneğin (bolca sorun tespit ettiği)  İstanbul Güngören Belediyesi hakkındaki Sayıştay raporu 138 sayfa iken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi raporu 183, Ankara Büyükşehir Belediyesi raporu 77, Adana Büyükşehir Belediyesi raporu 39 sayfadan oluşmaktadır.

Milyarlara yön veren kurumların raporlarına örnekler verecek olursak; Cumhurbaşkanlığı 10, MİT 13, Başbakanlık 14 , Danıştay 19, Adalet Bakanlığı 24, Diyanet İşleri 31, Enerji Bakanlığı 47, Jandarma 83 sayfa.

Üstelik bu raporların en az ilk 10 sayfası da Sayıştay’ın o kurumla ilgili denetiminin hukuki çerçevesinin anlatıldığı standart bir bölüm. Rapor sayfası en kısa kuruma bakıldığında, standart bölümler haricinde ve “mali rapor ve tablolarının tüm önemli yönleriyle doğru ve güvenilir bilgi içerdiği kanaati” dışında neredeyse hiçbir tespitin yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Bütçe yapımında da Sayıştay etkisizleştirildi. Bütçeler; iktidarların bir sonraki yılın programı; kesin hesaplar ise; önceki yılın hesabını verdikleri yasalardır. Yeni anayasayla bütçe ve kesin hesaplar aracılığıyla yürütme organından hesap sorabilmenin yasal ortamı da yok edilmiş oldu.

SONUÇ: AKP denetlenmeyi hiç sevmedi. Bu yüzden de Sayıştay’ın görevini gereğince yapamaması için çok uğraştı ve büyük oranda başarılı da oldu. Ancak bunu da yeterli görmediği anlaşılıyor. Bu kısıtlı yetkilerini birazcık kullanmaya yeltenen Sayıştay’ın başkan yardımcısına tahammül edilemedi. Yolsuzlukta cüretkâr ama bunun eleştirisine tahammülsüz olan iktidar en küçük denetlenmeye dahi gelemeyecek kadar zayıf ve özgüvensiz durumda görünmektedir.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir