2028 Seçimleri ve “Anayasalar İktidarları Sınırlamak İçin Vardır”
(Bu yazı 25.09.2026’da toplumsal.com.tr haber siyesinde yayımlanmıştır)
Türkiye kamuoyunda sürekli birbirinden önemli siyasi konular tartışılırken iktidar aktörleri (henüz bir buçuk yıl süresi varken) birden 2028 seçimlerini ve Erdoğan’ın bir kez daha adaylığını gündeme soktular. Ön almak adına bu konuyu şimdiden devreye sokarak; kamuoyunu, muhalefeti ve hatta YSK’yı bu kararlılıklarına hazırlamaya çalıştıkları anlaşılıyor.
Bu kapsamda ilk olarak 10 Eylül’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “birlik beraberlik içerisinde inşallah önümüzde yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağız” açıklaması geldi.
Ardından AKP Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz 13 Eylül’deki bir beyanatında “seçim 2028’de normal tarihten bir hafta erkene dahi alınsa Cumhurbaşkanımız aday olabiliyor” dedi.
Daha sonra Cumhurbaşkanı Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum 17 Eylül’deki konuşmasında Erdoğan’ın “son kez” adaylığının siyasi açıdan kesinleştiğini, onayın TBMM’de olduğunu söyledi, seçim tarihi olarak 16 Nisan 2028’e işaret etti.
Son olarak da Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 18 Eylül’deki açıklaması geldi. Gürlek’in enteresan beyanı, mevcut iktidar siyasetinin seçimlere ve demokrasiye nasıl baktıklarını ortaya koyması bakımından oldukça açıklayıcıydı. Gürlek, “2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek” dedi ve teşkilat mensuplarına (yılların siyasetçisi üslubuyla) sahada çalışma, seçmenlere “Türkiye Yüzyılı” hedeflerini anlatma çağrısı yaptı.
Yapılacak Olan “Seçim” Değil “Erdoğan’ın Tekrar Seçilmesi” Olacakmış!
“Dervişin fikri neyse zikri de odur” misali, Gürlek’in muhtemelen bir “zihin sürçmesi” ile kurmuş olduğunu düşündüğümüz bu cümlesi ile iktidar cenahının bilinçaltı bir kez daha dile gelmiş oldu. Bu söylem AKP’nin seçimleri, Erdoğan’ın tekrar tekrar seçilmesi bakımından gerekli bir ‘formalite’den öteye görmediğini açıkça ortaya koydu.
Her tür hukuk, etik ve ahlak dışı yöntemlerle iktidarı sürdürmeyi hak görüyorlar. Muhalefete dönük hukuksuz yargı operasyonlarını bu kadar vicdansızca yürütürken zihin ve duygu dünyalarında, “sandık” meşruiyetinin sadece onların kazanması koşuluna bağlı olduğu anlayışı var. Daha da kötüsü, bu gerçeği artık gizlemiyorlar.
Seçimler sonucunda beklediklerinin aksine muhalefet kazandığında, epeyce önceleri pek sevdikleri “milli irade” meselesini aslında zerre umursamadıklarını sık sık ispat etme imkânı buluyorlar! Malum, İstanbul Beykoz, Bursa Büyükşehir, Adana Yüreğir, Uşak Eşme, İstanbul Üsküdar belediyelerinden sonra son olarak İstanbul Adalar Belediyesini de cebren ve hile ile gasp ettiler!
“Öyle veya Böyle Erdoğan 4. Dönem Cumhurbaşkanı Olacak“ Diyorlar!

Türkiye’de anayasa ve seçim hukuku, ne yazık ki hukukun evrensel ilkeleri yerine iktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir alana dönüştü.
Erdoğan’ın 2014-2018 arasındaki ilk Cumhurbaşkanlığı dönemi için YSK “bu sayılmaz” dedi, 2018-2023 ilk dönem sayıldı. Bu kabule göre Erdoğan şu anda ikinci dönem (2018-2023) Cumhurbaşkanlığını yürütüyor. Anayasa’mızın 101’inci maddesi, bir kişinin (demokratik dünyada da olduğu gibi) en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceğini düzenliyor. Yani Erdoğan artık aday olamaz.
Bu temel kuralın istisnası olan Anayasa’nın 116’ncı maddesine göre ise; TBMM’nin beşte üçü, yani en az 360 milletvekilinin oyu ile “seçimlerin yenilenmesi” kararı alınırsa, Cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabiliyor.
“Seçimlerin yenilenmesi” kararının en son ne zaman alınabileceğine ilişkin anayasada özel bir düzenleme bulunmadığından, “Meclis karar verirse, normal seçim tarihinden bir hafta öncesinde dahi yapılacak seçimler, seçimlerin yenilenmesi olacaktır” diyor AKP’liler. Anayasaya göre durum acaba tam böyle mi, açmaya çalışacağım.
Anayasa’daki İstisnai Durum Genel Kuralın Önüne Konuyor

Anayasa’daki bu istisnai durumu kavrayabilmek için öncelikle bu “seçimlerin yenilenmesi” normunun konuluş sebebini, “erken seçim” kavramının mantığını ve konunun demokratik etik çerçevesini anlamak gerekiyor. İktidarın anayasa dahil kendisini hiçbir kuralla sınırlı görmemesine ve sergilediği tüm hukuk dışılıklar ortadayken aşağıdaki tahlillerim son derece naif bulunabilir, ancak ben yine de konuyu hukuk çerçevesinde açmaya çalışacağım.
- * İlk olarak; Anayasa’daki bu istisnai normun amacını, lafzını ve ruhunu anlamak gerekiyor. Anayasa’nın 101. maddesi son derece açıktır: “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Dünyadaki birçok başkanlık tipi demokrasilerinde görülen bu düzenlemenin çok önemli amaçları vardır. Bu norm, demokratik sistemlerde iktidarın kişiselleşmesini önlemek, güçler ayrılığını korumak ve siyasi iktidarların değişebilirliğini garantilemek için getirilmiş temel bir kuraldır. Kurallar siyasi rekabet eşitliğine aykırı olarak yorumlanamaz.
- * İkinci olarak; hukukta “İstisnaların dar yorumlanması” temel bir ilke iken iktidar “İstisnanın Kurala Dönüştürülmesi”, Anayasanın kişiye göre esnetilmesi niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 116/3. maddesinde “seçimlerin yenilenmesi” istisnai bir prensip olarak düzenlenmiştir. Anayasa koyucuları açısından bu fıkra, öngörülemeyen krizler veya meclis tıkanıklıkları durumunda başvurulacak bir “olağanüstü çıkış yolu” olarak tasarlanmıştır.
Demokrasilerde bir kural, konuluş amacının tam aksi yönünde sonuç doğuracak şekilde ve kişiye özel yorumlanamaz, araçsallaştırılamaz. Bu kural; mevcut cumhurbaşkanına dönemsel sınırlamayı delme imkânı veren bir “hukuki kılıf” veya “şahsa özel muafiyet” değildir.
- * Üçüncü olarak; normal tarihten birkaç hafta önce yapılacak seçimin “seçimlerin yenilenmesi” olacağı mantığı apaçık bir aldatmacadır.
“Anayasada süre sınırı yok, seçimden bir hafta önce bile karar alınsa bu bir yenilemedir” yaklaşımı, Türk Medeni Kanunu’nun ve genel hukukun en temel prensibi olan “Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” ilkesiyle çelişir.
Normal seçim tarihine günler kala “seçimleri yenileme” kararı alınması, Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin fiilen tamamlamış olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Normal dönemi tamamlanmış bir görevi tamamlanmamış saymak için, kâğıt üzerinde “seçimlerin yenilemesi” kılıfına sığınmak; anayasa yapıcının iradesini ve asıl normun hukuki bağlayıcılığını bypass etmek olacaktır. Tarafsız ve bağımsız bir YSK olsa, bu açık gerçeği görüp 3. kez adaylığı baştan reddeder!
- * Dördüncü olarak; alınması planlanan “seçimlerin yenilenmesi” kararı demokrasi, siyasi etik ve Anayasa’ya sadakat açılarından tarihi bir “ayıp” niteliğinde olacaktır. Anayasalar sadece metindeki kelimelerden ibaret değildir; onları yaşatan “anayasal gelenek” ve “anayasal sadakat”tir. Anayasa metnindeki boşlukları veya esneklikleri, anayasanın koyduğu temel sınırlamaları etkisiz kılmak için kullanmak Anayasanın özünü, ruhunu ve lafzını ezip geçmek olacaktır.
Anayasanın arkasından dolanma çabaları sadece bir adayın durumunu değil, ülkenin hukuk güvenliğini ilgilendirir. Anayasalar iktidarların arzularına göre biçimlendirilecek, mevcut Cumhurbaşkanı’nın tekrar tekrar adaylığına gerekçe üretmek için düzenlenmiş belgeler değillerdir. Anayasalar iktidarları sınırlamak için vardır, hukuksuzlukların önlerini açmak için değil.
Amaçları Halkın Huzuru Değil İktidarın Devamı
Normalde hukuk, demokrasi ve seçim ahlakına uymayan; anayasanın ruhuna ve lafzına aykırı bu garip yoruma dayanarak Erdoğan’ı bir kez daha aday yapmayı kafaya koymuşlar. Daha da doğrusu, yukarıda beyanlarını aktardığım AKP ve Saray yöneticileri, bu dayatma ile “kişisel varlık sebeplerinin” gereğini yerine getiriyorlar, hepsi bu. Çünkü bulundukları yerlerdeki asli görevleri ülkenin-halkın huzuru ve refahını sağlamak değil, kurdukları ucube rejimin kalıcılığını mümkün olduğunca uzatabilmek. Bu sebeple tüm karşı argümanları; anayasanı lafsını ve ruhunu yok sayıp, belirlenmiş takvimlerini tıkır tıkır işletmeye devam etmek isteyeceklerdir.
En son patlayan şişirilmiş fon skandalında yandaş piyasa aktörlerinin milletin yirmi milyar dolarlar seviyesindeki parasını iç ettikleri ortaya çıktı. Bu devasa skandala rağmen tek bir bürokrattan ve iktidar yetkilisinden dahi hesap sorulamıyor olması, kurdukları yeni sistemin niteliğini açıkça ortaya koyuyor.
Kurdukları sistemde hiçbir yönetim skandalının, suistimallerin patlamasının hesabını vermek gibi bir hukuki ve vicdani sorumluluk hissetmedikleri için, ülke yansa yıkılsa iktidarın kalıcılığı hedeflerinden şaşmıyorlar.
Anayasayı ve Hukuku savunmak “Naiflik” Değildir
Yazımın başında değindim gibi, yukarıdaki hukuki değerlendirmelerim yaşadığımız ülke koşulları bakımından ‘son derece naif yakınmalar’ gibi görünebilir. Ancak bu ülkenin halen iyi-kötü demokratik ilkeler barındıran bir anayasası olduğu unutulmamalıdır. Bugünkü iktidar anlayışı anayasadaki temel demokratik ilkeleri görmezden gelse dahi demokratik muhalefetin bugün hala en sağlam dayanağı mevcut anayasadır.
Siyasi direncin yegâne meşru dayanağı olan Anayasa ve hukuk yokmuş, orada yazılanlar boşmuş, iktidarın gayrimeşru hamleleri asla önlenemezmiş gibi yaklaşımlar, doğrudan iktidarın ekmeğine yağ sürülmesine hizmet ve teslimiyetçilik olacaktır.

http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı “Evrim ve Bitmeyen Kapışma” ile “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” yazarı



Kalemine yüreğine sağlık kardeşim