http://yurtgazetesi.com.tr ve http://toplumsal.com.tr haber sitesi yazarı "Evrim ve Bitmeyen Kapışma" ile "Eğitimde Çöküş - İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları" yazarı

Köprü ve Otoyol Özelleştirmesi: 30 Yıllık İpotek ve Gerçekler

(Bu yazı 12.09.2026’da toplumsal.com.tr haber sitesinde yayımlanmıştır.)

5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile devlete ait köprü ve otoyolların işletme haklarının 30 yıllığına devredilmesinin yolu açıldı. Bu karar, kamu borçlarını amorti etmiş ve hali hazırda kamuya gelir sağlayan altyapı varlıklarının geleceğine yönelik geniş çaplı bir tartışma başlattı.

Devredilecek Varlıklar içinde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü (Boğaziçi Köprüsü), Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile bugün vatandaşın makul ücretler karşılığı kullandığı 8 otoyol, 2 çevreyolu ve bunların hizmet alanları bulunuyor.

Karara ilişkin açıklama yapan Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, bu işletmelerin 2025 yılında yaklaşık 600 milyon dolar kâr sağladığını, 30 yıllık toplam kârın ise yaklaşık 18 milyar dolara ulaşacağını savundu.

30 yıllık bir devirden bahsediliyor! İnsan ömrü açısından, nesillerin değiştiği bir süre bu. Bu gerçekliğe rağmen iktidar “mülkiyet satılmıyor” argümanına sığınıyor. Buna karşılık uzmanlar; bir varlığın gerçek ekonomik değerinin onun sunduğu nakit akışı olduğunu, 30 yıl boyunca tüm gelirin özel şirkete geçmesinin fiilen tam yetki devri anlamına geldiğini savunuyor.

“Köprü ve Otoyollar Sanıldığı Kadar Kârlı Değil” Savunusu Doğru mu?

Yetkililer ayrıca bu köprü ve otoyolların yüksek karlı işletmeler olmadığı, bakım onarım masraflarının yüksekliği bahanesine sığınıyorlar. Bağımsız uzmanlar ve muhalefet iktidarın bu iddiasını reddediyorlar. İktidarın bu yöndeki açıklamaları, “bu işletmelerin devrinde pazarlık gücünü düşürmez mi” sorusunu da gündeme getiriyor.

Nitekim Fatih Altaylı bir yazısında; “Satışı makul ve gerekli göstermek için bu yol ve köprülerin çok da kârlı olmadığını iddia ediyor iktidar sözcüleri. Tarihte ilk kez bir satıcı “ayranım ekşi” diye pazara çıkıyor üstelik de ayran ekşi falan değil” diyor.

İktidar sürecin “şeffaf ve hesap verilebilir” (!) bir biçimde yürütüleceğini iddia etti. Halbuki bu millet AKP iktidarı ile “şeffaflık” kavramlarının siyah-beyaz kadar zıt kavramlar olduğunu çoktan öğrenmedi mi? Üstelik iktidarın, bu işletmelerin tümünün gelir ve giderlerini şeffaf olarak açıklamaktan kaçındığı da biliniyor.

Devlet devre konu işletmelerin gelir ve giderlerini parçalı ve sınırlı bir biçimde kamuoyuna açıklıyor. Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) resmi web sitesinde her yıl ve her ay geçen brüt araç sayıları ile elde edilen brüt rakamları genel hatlarıyla yayımlıyor. Ancak bir yol veya köprünün gerçek kârlılığını anlamak için gereken bakım-onarım harcamaları, personel giderleri, işletme masrafları, amortisman ve yenileme yatırımları (kalem kalem) şeffaf bir bilanço tablosu şeklinde açıklanmıyor.

KGM raporlarındaki sınırlı bilgiler üzerinden yapılan hesaplamalarda (araç sayıları ile geçiş ücretleri çarpıldığında) ortaya çıkan tablo ile Bakanlığın “düşük kârlılık” söylemleri örtüşmüyor. Ancak devlet detaylı verileri açıklamadığı için bu işletmelerin gerçek verimliliğinin ölçülemediğini söylüyor uzmanlar.

Devredilecek İşletmelerin Gerçek Gelir Giderlerinin Gizlenmesi Neden?

Uzmanlar ihale öncesinde bu varlıkların 30 yıllık gelecekteki tahmini nakit akışını (İndirgenmiş Nakit Akımı) gösteren bağımsız değerleme raporlarının kamuoyuna açık olmamasını eleştiriyorlar Devletin bu ayrıntıları gizlemekte amacı ne olabilir acaba? Uzmanlar bunun sebebinin; “özelleştirme bedelinin ucuza gidip gitmediğinin denetlenmesini ve işletmelerin verimliliğinin ispatını önlemek” olabileceğini söylüyorlar.

Muhalefet ve uzmanlar bu kuşkularında hiç haksız değiller, zira iktidarın sicili bu manada hiç parlak değil. Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılan Şehir Hastaneleri, Osmangazi Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu gibi projelerde devlet ile özel şirketler arasındaki sözleşmeler “ticari sır” gerekçesiyle onlarca yıldır kamuoyundan gizlenmeye devam ediyor. Önceki örnekler, yapılacak bu devir işlemlerinde de benzer bir gizlilik perdesi çekileceği endişesini artırıyor.

“Devir Sonrası Zam Olmayacak” Beyanı Doğru Olabilir mi?

Yap-İşlet-Devret (YİD) veya Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelleriyle işletilen Osmangazi veya Çanakkale köprüleri ile özel otoyollarının ücretlerinin vatandaş için çok yüksek olduğu biliniyor. Devire konu olan KGM kontrolündeki yollar ve boğaz köprüleri ise görece daha ucuz ulaşım alternatifleriydi. Özel şirketlerin kâr odaklı yaklaşımı ve finansman maliyetleri nedeniyle devirden sonra bu otoban ve köprülerin ücretlerine fahiş zamlar geleceğinden endişe ediliyor.

Özelleştirme sonrası araç geçiş ücretlerinin katlanmayacağının garantisi olarak, sözleşmelere bu yönde hükümler konulacak mı? Alıcı şirketlere sunulacak teklifin cazibesi ve devir bedelinin yükselmesi adına bu garantinin verilemeyeceğini söylüyor uzmanlar. Dolayısı ile, bu işletmelere zamanla büyük zamların gelmesi ne yazık ki kaçınılmaz olacak.

AKP Bunu Hep Yapıyor

Çeyrek asırlık AKP hükümetleri döneminde hayata geçirilen kritik “İşletme Hakkı Devri” (İHD) uygulamalarını hatırlamakta fayda var.

Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) ve TCDD bünyesindeki stratejik Mersin, İskenderun, Derince, Bandırma, Samsun, Antalya deniz limanlarının işletme hakları 30-39 yıl gibi sürelerle özel sektöre devredilmişti. Daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle, sözleşme sürelerinin bitimine henüz yıllar varken, ihalesiz ek sözleşmelerle bu işletmecilerin süreleri 49 yıla kadar çıkarıldı. Bu durum Anayasa Mahkemesi (AYM) engeline takılsa da yasal düzenlemeler Meclis’ten tekrar geçirildi.

Ayrıca Türkiye’nin tüm elektrik dağıtım ağı ve çok sayıda kamu santrali de benzer şekilde özelleştirildi. Türkiye 21 dağıtım bölgesine bölündü. BEDAŞ, AYEDAŞ, Toroslar, GDZ gibi tüm bölgesel dağıtım şebekelerinin işletme hakları 30 yıllığına özel şirketlere devredildi.

Akarsu ve Termik Santraller de ihmal edilmedi! Yatağan, Yeniköy, Kemerköy gibi dev termik santraller ile onlarca akarsu (HES) santralinin işletme hakları peyderpey özel sektöre bırakıldı.

Havalimanları da benzer akıbete uğradı. Atatürk Havalimanı, Antalya Havalimanı, Milas-Bodrum Havalimanı, Dalaman Havalimanı 25 yıl gibi sürelerle devredildi.

Milli Piyango, Spor Toto ve İddaa gibi şans oyunlarının lisans ve işletme hakları da devredilmişti.

KÖİ, YİD ve İHD Sarmalı: Gelecek Nesillerin Hakkını Peşin Harcamak

Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modellerinde verilen fahiş araç ve gelir garantileri, bütçeye ve Hazine’ye zaten devasa bir karadelik oluşturmuştu. Fahiş araç geçiş garantileri ve döviz eksenli taahhütler nedeniyle hedeflenen geçiş sayıları tutturulamıyor, aradaki devasa fark ve kur artışları kamu aleyhine ve belirli şirketler lehine Hazine’den aktarılmaya devam ediyor.

Bu devirler ve KÖİ projeleri, sadece bir finansman modeli değil, aynı zamanda iktidarı finanse eden ve destekleyen sermaye gruplarına kamu kaynaklarının aktarılması mekanizmasıdır. Kamusal hizmetlerin kâr amaçlı şirketlere devredilmesiyle geçiş ücretleri otomatikman yükselecektir. Bunun sonucunda lojistik ve nakliye maliyetleri artacak, bu artış doğrudan enflasyon ve hayat pahalılığı olarak vatandaşa yansıyacaktır.

Bu köprü ve otoyolları hiç kullanmayanlar dahil tüm vatandaşlar vergileriyle garanti ödemelerini finanse etmeye devam ederlerken bu yük giderek daha da ağırlaşmaktadır. Kısacası, iktidarın kalıcılığının faturası, (zaten yoksul olan halkın sırtına daha da yük bindirilmesi suretiyle) bizzat vatandaşa ödettirilmektedir.

Ponzi Ekonomi Sistemi Tıkandıkça Yeni Rantlar Yaratılıyor

Üretime, sanayiye ve teknolojiye dayanmayan bu ekonomik yapı, faturayı halkın ve gelecek nesillerin sırtına yükleyen sürdürülemez bir Ponzi finans sistemi gibi çalışmaktadır. Mevcut rantiye sistemi tıkandıkça iktidar kent rantı, doğa talanı ve altyapı tesislerinin işletme haklarının devri gibi geçici kaynaklara sarılmak dışında seçenek üretemiyor.

AKP iktidarın kalıcılığı uğruna Cumhuriyet’in asırlık birikimlerini yok pahasına elden çıkarttıktan sonra geleceğin gelirlerini peşin iskonto ile nakde çevirmeye çoktan başlamıştı zaten. Babadan-dededen kalma varlıkları satarak tükettikten sonra sıra kamusal altyapılara geldi. Bu devirler doğrudan, önümüzdeki seçimler öncesinde iktidarın nakit ihtiyacını karşılama amacıyla yapılmaktadır.

Ülkeyi yöneten ebeveynlerinin yanlış tercihlerinin faturasını çocuklarına ödettirmek ve onların geleceğini bugünden karartmak hiçbir siyasal iktidarın hakkı olmamalıdır.

Yapılacak bu işletme devirleri “mirasyedi ekonomi politiği”nin sonu olmayacak gibi görünüyor. Geride ülkenin hangi değerleri kaldı acaba? Bu da bir başka yazı konusu olsun.

Bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir